Zum Hauptinhalt springen Zur Suche springen Zur Hauptnavigation springen

Türkische Verteilschriften

Produkte filtern

Türkisch: ... und Er existiert doch!
Türkisch: ... und Er existiert doch!

Aus dem Inhalt: „Klar ist, dass niemand beweisen kann, dass es keinen Gott gibt, aber ist andererseits seine Existenz beweisbar? Wenn das Letztere möglich ist, dann sind die atheistischen Verbände einem Irrtum aufgesessen. Kann man darüber hin­aus zeigen, dass es den biblischen Gott gibt, dann gehen die Atheisten auf die Hölle zu, denn die Bibel sagt: „Deren Los ist die dunkelste Finsternis“ (Judas 13b).“ Dieses Traktat eignet sich besonders gut zur Weitergabe an suchende Menschen! ...ve O –Tanrı´mız – gerçekten var! Tanrı konusunda birçok insan hile yapmaya kalkışsa da, öyle başarılı olmak ellerinden kolay gelmez. Ateistler Londra´da kırmızı iki katlı otobüslere Tanrı yoktur diye yazı yazarak reklam yapmak istediler. Somut gerçeklerle ispat edilebilir reklamlara izin veren İngiliz reklam kanunları buna izin vermedi. Harekete geçenlerin hiçbirisi Tanrı´nın olmadığını ispat edemiyordu. Çözüm olarak „muhtemelen Tanrı yoktur“ diye sloganlarını değiştirdiler. Onların bu sloganı tutarlıca bir olasılıkla, bazılarımızı Tanrı´yı düşünmeye sebep olan, Tanrı´nın var olduğunu kapsıyordu. Almanya´da ateistlerin reklam kampanyasına belediye otobüslerinde hiç izin verilmedi. Ondan ötürü özel bir reklam otobüsünü Almanya turuna yollama kararı verildi. Almanca slogan İngilizcesine nazaran daha da etkiliydi: „Muhtemelen garanti sınırına yaklaşan derecede Tanrı yoktur!“ Mantıklı bir insan olarak düşünecek olursak, neden ateistler var olmayan bir Tanrı için büyük bir yok etme meydan savaşına giriyorlar? Biliyoruz ki, Tanrı´nın yok olduğunu kimse ispat edemez, ama diğer yandan onun varlığı ispat edilebilir mi? Eğer onun varlığı ispat edilebilirse ateistler büyük bir yanılgının üstüne evlerini yapmışlar. Eğer bunun haricinde İncil´in Tanrı´sının varlığı gösterilebiliyorsa, o zaman bütün ateistler cehennemin yolunu tutmuşlar, çünkü İncil „Onların alın yazısı en koyu karanlık“ diyor. (Juda 13b) Bundan daha büyük bir kayıp olamaz. Tanrı´nın var olup olmadığı sorusunu iki tane yeni ispatla burada yanıtlamak istiyoruz. Romalılar 1,21 de açıklandığı gibi: „Çünkü onlar Tanrı´yı bilmelerine rağmen“ sözü çok kuvvetlidir ve Tanrı´nın İncil dışında kendisinin varlığını açıkladığını ve ispat edilebildiğini gösterir. Tanrı´nın ispatı direkt inanca götürmese bile önemli bir fonksiyonu vardır: O ateizmi çürütür ve bir sürü inanç engelini ortadan kaldırmaya ve hatta yok etmeye uygundur. Tanrı´yı eskiden ispat edenler örneğin Aristoteles, Anselm von Canterbury ve Thomas von Aquin´dir. Burada bu yazının yazarı Prof. Werner Gitt´in son yıllarda yaptığı çalışma ile iki kere Tanrı´nın ispatını açıklamak istiyorum. Birincisi doğa kanununa dayanan informasyon, ikincisi ise kehaneti matematikle hesaplamak sayesinde Tanrı´nın ispatıdır. Doğa kanununa dayanan informasyon sayesinde Tanrı´nın ispatı İnformasyon hakkında doğa kanunu sayesinde biliyoruz ki, yaşayan yaratıkların hücrelerindeki büyük informasyon sayısı çok akıllı bir yaratıcının olmasına ihtiyaç olduğunu gösterir. Tanrı´nın tarihte felsefik ispatına nazaran burada ilk defa doğa kanununa dayanan çok akıllı bir yaratanın yani Tanrı´nın varlığının ispatı ile karşı karşıyayız. 200 yıl önce yaşayan ve Tanrı´nın varlığının yıkıcısı olarak görülen Kant´a güvenemeyiz. Çünkü eskiden bugünkü doğa biliminin küçücük bir parçası biliniyordu. Bunun ispatını „Am Anfang war die Information“ adlı kitabımda uzun uzun açıkladım. Kehaneti matematikle hesaplamak sayesinde Tanrı´nın ispatı İncil ve Tevrat´ta 3000 den fazla gelecekte ne olacağını bildiren ve gerçekleşmiş sözler(kehanet) vardır. Çok anlaşılabilir bir örnek olarak 5. Musa Yasanın Tekrarı 28,64-65 ayetlerinde İsrail halkının bütün dünyaya dağılmasından söz eder. Sonra Yeremya 16,14-15 ayetlerinde söz verilen ülkelerine geri dönüşleri tam 2000 yıl sonra 1949 yılında İsrail devletinin kurulması ile gerçekleşmiştir. Bu güvenilir kaliteyi dünya tarihinin hiç bir kitabı gösteremez. Böylece elimize eşi ve benzeri görülmemiş bir gerçeği kontrol etme kriteri verilmiştir. 1500 yıllık zaman süreci içinde bu kadar kesin gelecekte ne olacağını bildirmeleri mümkün mü? Bunlar tesadüfen mi gerçekleşti, yoksa Tanrı´nın bilginliği sayesinde gelecekte ne olacağını bildirip, tarihin akışı sayesinde kontrol edilebilen, İncil ve Tevrat´ın yazarı olduğu için mi? Bunun ne demek olduğunu tasavvur edebilir miyiz? Biz bunu size bir modelle göstermek istiyoruz: Büyük bir siyah karınca sürüsü içinde bir tek kırmızı karınca olduğunu düşünün. Bunu anlamak çok kolay: Siyah karınca sürüsü ne kadar büyükse bir tek kırmızı karıncayı tesadüfen kapalı gözle seçme şansı da o kadar küçüktür. Sorumuz şöyle: Hangi karınca sayısında kırmızı karıncayı tesadüfen seçme olasılığı ile 3268 tane gelecekte ne olacağını bildiren İncil ve Tevrat´taki sözlerin(kehanet) tesadüfen gerçekleşebilmesi eşittir? Bir tahminle başlayalım: Bir küvet dolusu karınca bize yeter mi? Yoksa Konstanz Gölünü suyu yerine karınca ile mi dolduralım? Ya da dünyanın hacmini karınca ile mi dolduralım? Hesaplamamız gösteriyor ki, hâlâ çok az karıncamız var. Ne yapalım? Tasavvur edemeyeceğimiz kadar büyük uzayı karınca dolu düşünmeli miyiz veya iki veya üç tane bunun gibi uzayları mı? Hatta belki 100 (10 üstü 2) veya 1000 uzay(10 üstü 3) mı? Matematik hesaplamamız bütün tasavvur etme gücümüzü aşıp gerçek uzay sayılarını gösterir. O aklın alamayacağı 10 üstü 896 uzaydır. Bu kadar büyük sayı – 1 ve ondan sonra 896 sıfır – hepsi karıncayla dolu uzaylar bize neyi gösterir? 3000 tane kehanetin tesadüfen gerçekleşmiş olması olasılığı sıfırdır. Matematik hesabın sayılarının sonuçlarının dev gibi astronomik büyümesi realiteyi uygun tahmin edebilmemiz için düşünce ve tasavvur sınırımızı aşıyor. Bunun uzun hesaplamasının ispatı benim „So steht´s geschrieben“ adlı kitabımda açıklanmıştır. Bizi şaşırtan sonucu kısaca şöyle özetleyebiliriz: Kehaneti matematikle hesaplamakla her şeyi bilen ve her şeye kudreti yeten bir Tanrı´nın varlığı ve onun İncil ve Tevrat´ın Tanrı´sı ile eşit olduğu ispat edilebilir. Bundan üç önemli tutarlılık doğar: 1. İncil ve Tevrat Tanrı´dandır ve o gerçektir. Hiç bir insan istisnasız olarak gerçekleşen kehanet edecek güçte değildir. İncil ve Tevrat´ın gerçek yazarı her şeyi bilen ve her şeye kudretli Tanrı´dır (2. Timoteos 3,16). Ondan dolayı İncil ve Tevrat gerçektir. İsa Mesih Baba´sına dua ediyor: “Sözün gerçektir” (Yuhanna 17,17) ve Pavlus kabul ediyor: “Kutsal Yasa´ya ve peygamberlerin kitaplarında yazılı her şeye inanıyorum” (Elçilerin İşleri 24,14). O kehanetin matematikle hesabı sayesinde yapılan Tanrı ispatını bilmeden de Tanrı´ya güveniyordu. 2. İncil ve Tevrat´ın Tanrı´sından başka Tanrı yoktur Geçmişte yapılan Tanrı ispatları belli bir Tanrı´yı onaylamaz. Onların hepsi genelde tutulmuş olup her din kendisi için faydalanabilir. Kehanetin matematikle hesabı sayesinde Tanrı ispatı özellikle İncil ve Tevrat´ın Tanrı´sı ve O´nun oğlu İsa Mesih´e işaret eder. Bunun gibi ispat hiç bir diğer dinlerin tanrıları için mümkün değildir. Buna uygun olarak İncil´de insanların dinlerinde sayısız tanrılarını isimlendirdiklerini söyler: „Yerde ya da gökte ilah diye adlandırılanlar varsa da – nitekim pek çok „ilah“, pek çok „rab“ vardır – bizim için tek bir Tanrı Baba vardır. O her şeyin kaynağıdır, bizler onun için yaşıyoruz. Tek bir Rab var, O da İsa Mesih´tir. Her şey onun aracılığı ile yaratıldı, biz de onun aracılığı ile yaşıyoruz” (1. Korintliler 8,5-6). Mezmurlar 96,5 de bütün dinlerin tanrılarını reddeder: “Milletlerin tanrıları puttur.” Putlara hizmet etmek tarafsız bir husus değildir. Şeytan İsa Mesih´i ayartmak istediği zaman, O´nun şeytana tapmasını istiyordu (Matta 4,8-10). O Tanrı´nın şu sözüyle şeytanı kovmuştu: “Çekil git, Şeytan! ‘Tanrı´n Rab´be tapacak, yalnız O´na kulluk edeceksin’ diye yazılmıştır” (Matta 4,10). Yeni Antlaşma´nın açıklamasına göre putlara hizmet etmek kötü ruhlara, yani şeytan ve cinlere (1. Korintliler 10,20) hizmet etmek demektir ve böylece İsa Mesih´in red ettiği şeytana kulluk etmiş olurlar. Putlara hizmet etmek bir günahtır. Onu yapanlar Tanrı´nın egemenliğini miras almayacaktır (1. Korintliler 6,9ff; Galatyalılar 5,20-21; Vahiy 21,8; 22,15). 3. Ateizm çürütüldü Ateizm iki yolla çürütüldü. Birincisi doğa kanunlarındaki information sayesinde, ikincisi ise kehanetin matematik sayesinde ispatı ile. İncil ateist dünya görüşünü Mezmurlar 14,1 ayetinde şöyle yorumlar: “Akılsız içinden Tanrı yok der!” Diğer Vaiz 8,13 ayetinde ise: „Oysa kötü, Tanrı´dan korkmadığı için iyilik görmeyecek, gölge gibi olan ömrü uzamayacaktır.” Ateistler dünya düşünceleri ile hem boşluğa sarılmış, hem de sonsuz cehennem azabına kendilerini atmış olurlar. “İsa Mesih´e inanmayanlar hüküm giyecek” (Markos 16,16).  Kurtuluş mümkün Bu yazı, hiç kimseyi şimdiye kadar gittiği yollardan ötürü yargılamak istemez – ne zina yapanları ne de dolandırıcıları, ne başka dinden olanları, ne de ateizm misyonerlerini. Her şeyden önce amacımız hüküme giden yola dikkatinizi çekip bütün okuyucuları davetle geri dönüşe çağırmaktır. Çünkü sadece bu dünyada biz günahkârlar için geri dönüş mümkündür. Yuhanna 3,17-18 ayetinde İncil´in kapsamlı tutarlılığının özeti şöyle açıklanmıştır: “Çünkü Tanrı Oğlu İsa Mesih´i bizi yargılaması için dünyaya yollamadı, ancak O´nun sayesinde dünya kurtulsun diye yolladı. O´na iman eden yargılanmaz, iman etmeyen zaten yargılanmıştır. Çünkü Tanrı´nın biricik Oğlu´nun adına iman etmemiştir.” Tanrı kalbimize sonsuzluk kavramını koyduğu için bu dünyadaki yaşantımızın her yönünde tamamen gerçekleşmeyi bulamayız. Biz, (arada ölüm olsa bile) sonsuza dek yaşayacak bir insan olarak yaratıldık ve ondan dolayı varlığımız hiç bir zaman yok olmayacak. Ölüm duvarının arkasında sadece iki yer vardır – cennet ve cehennem. Birincisi tasvir edilemeyecek kadar harika, ikincisi ise tasvir edilemeyecek kadar dehşet saçıcı bir yerdir. Tanrı´nın isteği bizi cennette görmektir. Onun için İsa Mesih´e ihtiyacımız vardır. O cennetin kapısını bize açan ve günahımızın affı sayesinde bize yeni bir yaşam perspektifi verendir. Cennete gidebilmek için kurtarılmak istiyorsanız, şimdiye kadar İsa Mesih´siz yolu terk edip, onu hayatınıza davet etmekle mümkündür. Hayatınızdaki bu değişmeyi aşağıdaki gibi bir dua ile gerçekleştirebilirsiniz: „Sevgili Isa Mesih, adını biliyorum, ama şimdiye kadar hiç yokmuşsun gibi yaşadım. Şimdi kim olduğunu anladım ve sana ilk defa bir dua ile hitap ediyorum. Cennet ve cehennemin var olduğunu da kavradım. Beni günahlarımdan ve özellikle sana imansızlığımdan dolayı gideceğim cehennemden kurtar. İsteğim sonsuza dek senin yanında cennette olmak. Yaptığım iyilikler sayesinde cennete gidemeyeceğimi, ancak sana inanmakla cennete girebileceğimi biliyorum. Beni sevdiğin için, benim için de haça gerilip işlediğim bütün günahlarımı üzerine yüklendin ve cezasını ödedin. Onun için çok teşekkür ederim. Bütün suçlarımı ve hatta çocukluktan beri görüyorsun. Hâlâ hatırladığım ve çoktan unuttuğum günahlarımın her birini biliyorsun. Beni iyi tanıdığın için benim hakkımda her şeyi biliyorsun. Her kalbimin atışında sevinç mi, yas mı, sağlık mı, yılgınlık mı olduğunu çok iyi biliyorsun. Senin önünde açık bir kitap gibiyim. Olduğum gibi ve şimdiye kadar yaşadığım gibi senin ve yaşayan Tanrı´nın önünde var olamam. Böylece cennete layık değilim. Bütün suçlarımı affetmeni rica ediyorum. Günahlarımdan ötürü üzgünüm. Lütfen, bana senin gözünde doğru olmayan alışkanlıkları bırakmayı ve senden nimet getiren yeni alışkanlıklar edinmeye yardım et. İncil´deki sözlerini kavramaya yardım et. Bana söylediklerini anlamaya ve sözlerinin bana kudret ve yaşam sevinci vermesine yardım et. Sana ait olan, senin yolunda giden benim Rab´bim ol. Bana sadakatli bir kalp ver. Bana hangi yoldan gitmem gerektiğini göster. Beni duyduğun için teşekkür ederim. Sana yönelmekle şimdi Tanrı´nın bir çocuğu olduğuma, seninle cennette sonsuza dek olacağıma verdiğin söz sayesinde inanıyorum. Senin her durumda yanımda olmanın getirdiği faydaya seviniyorum. Lütfen, Sana inanan insanları bulmama, İncil´e yönelen bir cemaat bulup sürekli sözlerini duyabilmeme yardım et. Âmin.“ Müdür ve ProfesörDr. Mühendis Werner Gitt

Regulärer Preis: 0,00 €
Türkisch: Das beste Geschenk
Türkisch: Das beste Geschenk

Weihnachten, das bekannteste und größte christliche Fest, ist für viele ein Feiertag ohne wirklichen Sinn. Manfred Röseler weist darauf hin, dass die Bedeutung von Weihnachten in Jesus Christus liegt. Die vielen Geschenke, die an Weihnachten gemacht werden, sind nichts im Vergleich zu dem Geschenk, das Gott uns gegeben hat. Die Menschheit war hoffnungslos mit Sünde verschuldet, aber Gott hat den Menschen ein Geschenk gemacht: Die absolute Sündenvergebung in Jesus Christus. "Bei aller Weihnachtsfeierlichkeit übersehen wir oft, dass es nicht in erster Linie um ein nettes Miteinander geht, sondern um die Erlösung von Sünde und um eine neue Beziehung zu Gott. Darum möchte ich fragen: "Haben Sie das große Geschenk Gottes schon angenommen?" Wenn ja, dann haben Sie allen Grund, mit Freuden Weihnachten zu feiern."

Regulärer Preis: 0,00 €
Türkisch: Die größte Einladung
Türkisch: Die größte Einladung

Wer freut sich nicht über einen persönlichen Brief mit einer liebevollen Einladung? Wussten Sie, dass die Bibel als Brief Gottes an uns bezeichnet werden kann? In ihr spricht uns Gott eine Einladung ganz besonderer Art aus. Über die Wahrheit der Bibel gibt es zuweilen heftige Diskussionen. Jede Debatte über die Herkunft und das Wesen der Bibel bleibt letztlich wertlos, wenn das Wort Gottes uns nicht zur persönlichen Anrede wird. Selbst dem flüchtigen Leser der Bibel fällt sofort auf, dass das gesamte Neue Testament Briefcharakter trägt. Gott, der Urheber dieses Briefes, sendet ihn uns aus einem einzigen Grund: Er möchte die Menschen, die sich im Sündenfall von ihm entfernt haben, zurückgewinnen. Er möchte, dass keiner verlorengeht und startete mit dem Kreuz von Golgatha die größte Rettungsaktion der Weltgeschichte. Dieses Traktat eignet sich besonders gut zur Weitergabe an suchende Menschen! En Büyük Davet Bize gelen aşk mektubu Sevgi dolu özel davetiye mektubuna kim sevinmez? İncil´in bize yazılmış Tanrı´nın mektubu olarak tanımlayabileceğimizi biliyor muydunuz? Orada Tanrı bize özel davetiyesinin içeriğini beyan eder. İncil´deki gerçekler hakkında zaman zaman coşkulu tartışmalar olur. Tanrı´nın sözü şahsi hitap olarak bize ulaşmadığı sürece, İncil´in kökeni ve özelliği hakkındaki bütün tartışmalar sonuçta değersiz kalır. Hatta İncil´i kısaca gözden geçirenlere bile, Yeni Antlaşma´nın mektup şeklinde yazıldığı göze ilişir. Onun 27 ayetinden 21 tanesi mektup olarak adlandırılmıştır. Örneğin: Romalılara Mektup, Korintlilere Mektup, Galatyalılara Mektup gibi. Luka’nın Sevindirici Haber´inin ilk başlangıç bölümü ve Elçilerin İşleri ayetinde de görüldüğü gibi mektup şeklinde yazılmıştır. Ve hatta İncil´in son ayetinde de birkaç kısa mektup Yedi Kiliseye Selam mektubu olarak bilinir (Vahiy 2 ve 3). Jesus Christus´un Sevindirici Haber´inin mektup şeklinde yazılmış olması tesadüf olamaz. Mektup ne kuru formül kitabı nede tatsız kanun kitabıdır, ne can sıkıcı ders kitabı, nede gerçeklerin sıralandığı ansiklopedidir. Mektup şahsa hitaben yazılı seven birinin yolladığı özel haberdir. Birbirini sevenler ve kıymetini bilenler kalplerinin kıpırtısını bile bu yolla duyurmayı seçerler. Birbirini anlayarak sevinç ve kederi mektupla paylaşmak onun özelliğidir. Mektup özel ilgi ve sevginin işaretidir. Yeni Antlaşma ve hatta bütün İncil Tanrı´nın bize aşk mektubu olarak okunmasını gerektirir. Tanrı bizi sevip şahsen tanır. Ondan ötürü O sözleriyle bize mektup şeklinde hitap eder. O ürkekliğimizi bilip ne zaman ilgi, teselli ve cesarete ihtiyacımız olduğunu anlar. O tehlikede olduğumuzu bilip uyarır, doğrultur ve yol gösterir. O suç ve günahlarımızın verdiği sıkıntıyı bildiği için, bize şahsen af teklifinde bulunur. O biz insanların amaçsız şaşkın şaşkın dolaştığını bildiği için, sonsuza götüren amacı gösterir. O bizim yitikliğimizi bildiği için öldükten sonra sonsuz yaşamı teklif eder. O´nun sözü bize kesin, direkt ve hayati yardımcıdır. O´nun sözleri seven bir kalple ve dua edercesine okunmalıdır. İncil´i böyle ele alanlar, Tanrı´nın lütfunu göreceklerdir. Tenkit ve mızmızlanırcasına onu okuyanlar hava alırlar. Tanrı´nın dileği Bu mektubun eser sahibi, Tanrı´nın bize onu yollamasının bir tek nedeni vardır: İlk günahtan beri O´ndan uzaklaşmış insanları kendisine yaklaştırmak. O hiç kimsenin yitirilmesini istemeyerek Golgota´daki çarmıh ile dünyanın en büyük kurtuluş girişimini başlatmıştı. Baba´ya götüren köprü Mesih Jesus Christus sayesinde yapıldı. Şimdi O aramızda yol gösterenleri arıyor. O´nun başkalarına şahitlik edecek nasıl kurtulduklarını anlatan elemanlara, sevinç asistanı olmak isteyen, dua eden ve ruhi yardımcılara gereksinimi var. Korku, çaresizlik, yılgınlık ve çözümsüzlük dolu dünyada ümit getirenlere gereksinimi var. Nefret, kavga ve savaşın hâkim olduğu bu dünyada O´nun sevgisini kalbinde taşıyanlara gereksinimi var. O çevresinde Sevindirici Haber´i duyuran ve dünyanın sonuna kadar giden misyonerleri arar. Öğretmen, çoban ve evangelistleri arar. O konuşmacı ve sözünün yazarlarını arar. Kısacası: Tanrı´nın işsizleri yoktur; herkes onun için gereklidir. Mektubun göndereni yanıtımızı bekliyor Bir mektubu yolladıktan sonra nasıl da sabırsızca yanıt bekleriz! Tanrı da öyle! O bize olan sevgisini sadece bir mektup yazısıyla değil, eylemi ile de ortaya koydu. Günahlarımızın fidyesi çok yüksekti: „Mesih Jesus Christus, Babamız Tanrı´nın isteğine uyarak bizi şimdiki kötü çağdan kurtarmak için günahlarımıza karşılık kendini feda etti“ (Galatyalılar 1,4). Biz, kusursuz ve lekesiz kuzuyu andıran Mesih´in değerli kanının fidyesiyle kurtulduk (1. Petrus 1,19). İbranilere Mektup bizi ciddiyetle düşünmeye sürükler: „ Bu denli büyük kurtuluşu görmezlikten gelirsek nasıl kurtulabiliriz?“ (İbraniler 2,3). Bu demek ki, Tanrı özel yanıtımızı bekliyor. O´nun kurtuluş teklifine ne diyoruz? Bir dua ile O´na mektubunun bize ulaştığını söyleyebiliriz. Tanrı´nın Mesih Jesus yoluyla bize uzattığı kolunu tutup bizi kurtuluşa götüren adını çağırıyoruz (Romalılar 10,13). Teşekkür ve övgü ile O´nun sözlerini aldığımızın işaretini veriyoruz. O´nun sözlerini sürekli okumakla (Yeşu 1,8) ve hayatımızı ona göre yönlendirmekle kendimiz mektup gibi olabiliriz ki, başkaları tarafından bile okunabiliriz:  „Bütün insanlarca bilinen ve okunan, yüreklerimize yazılmış mektubumuz sizsiniz. Hizmetimizin sonucu olup mürekkeple değil, yaşayan Tanrı´nın Ruhuyla, taş levhalara değil, insan yüreğinin levhalarına yazılmış Mesih´in mektubu olduğunuz açıktır“ (2. Korintliler 3,2-3). İsteriz ki, „okunabilen hayatımız“ başkalarını davete çağıran Tanrı´nın Mektubu olsun. İncil´i sadece Tanrı´nın bize yazdığı aşk mektubu olarak okuduğumuz zaman, O´na yakın ilişkide olabiliriz. Bilmek iyidir, ama sevgi daha iyidir. Tanrı´nın bu ilişkisi hakkında Mesih Jesus Yuhanna 10,27-28 ayetinde şöyle der: „Koyunlarım sesimi işitir. Ben onları tanırım, onlar da beni izler. Onlara sonsuz yaşam veririm; asla mahvolmayacaklar. Onları hiç kimse elimden kapamaz. İyi çobanın sesini duyan onun eşsiz olduğunu bilir. O çobanın peşinden gidenler ölümden yaşama girmişlerdir. Onlara sonsuz yaşam verilmiştir.” Bekleniyoruz! Ömrümüz boyunca birçok davetiye alırız. Çocuklukta bu davetiyeler doğum günü ile başlar. Büyüdüğümüz zaman ise doğum günü partisi, jübile, ev inşa töreni, bahçe partileri ve düğün gibi bin bir çeşit partiye davet ediliriz. Bunun yanında çok nadir rağbetli davetiyeler de vardır: Devlet kabulü, Nobel ödülü daveti ve taç giyme töreni de bunlardan birkaçıdır. Söylenebilir ki, bu törenler Çok kısa sürerler; genellikle bir gün ve hatta bir akşam. Ne kadar yegâne olurlarsa, davetler de o kadar önemlidir. Davet edilenlerin sayısı ise sınırlıdır. İncil´de de bir şölene davetten söz edilir. Diğer bildiğimiz şölenlere nazaran bu şölen sonsuza dek sürecektir. Davet eden ise en yüksek ve en büyüktür ki, o da Tanrı´mızın kendisidir. Tanrı büyük bir düğün şöleni, yani sevinç şöleni düzenler. Cennetin özelliği sonsuz sevinç ve sonsuza dek Tanrı ve Mesih Jesus´la birlikte olmaktır. Cennet hiç bir zaman dünyevi birlik, politik halk birliği, evrensel açıdan kurulmuş devlet sistemi veya manastırda dervişlik yaşamı değildir. Bütün bu saydıklarımız insanların uydurdukları düşüncelerdir. Tanrı bize hayatı büsbütün hediye etmek ister. Bu dünyada hayatın tadı cennetin güzelliğine bir işarettir ki, cennettin tasvir edilemeyecek kadar harika oluşunu Pavlus sadece şu sözlerle açıklayabilmişti: „Tanrı´nın O´nu sevenler için hazırladıklarını hiçbir göz görmedi, hiçbir kulak işitmedi ve hiçbir insan yüreği kavramadı“ (1. Korintliler 2,9). Luka 14, 16-21 ayetinde Tanrı´nın bizi cennete daveti bir benzetme ile anlatılmıştır. 1. Kim davet edildi? Tanrı davetlilere istisna yapmaz. Tanrı´nın hepimize değer verip onun davetine gelmemizi istemesi bu davetiyenin akıl alması güç olduğunu belli eder. O ne soyumuzu, nede mesleğimizi, ne hangi milletten olduğumuzu, nede tenimizin rengini, ne yaşımızı, nede eğitim seviyemizi sorar. Böyle geniş kapsamlı düşünce hiçbir yerde yoktur. 2. Kaç kere davet edildik? Onun daveti bir davetle kalmaz. Tanrı tekrar tekrar davet eder. İncil´deki benzetmede davet üç keredir. Kurtuluşa götüren çağrının özel önemi bugündür: „Bugün O´nun sesini duyarsanız, atalarınızın başkaldırdığı, çölde O´nu sınadığı günkü gibi yüreklerinizi nasırlaştırmayın“ (İbraniler 3,7,8). 3. Nasıl davet edileceğiz? Luka 14 ayetindeki üç davetin aciliyeti oldukça yükselmektedir. Önce şöyle yazılıdır: „Buyurun, her şey hazır!” (Luka 13,17), ikinci davetiyede aciliyeti artar: „Koş ve buraya getir!” (Luka 13,21), son davetiyede ise „zorla!“ (Luka 14,23) der. Yeni Antlaşma ´da Grekçe „anagkazo“ kelimesi, beş kere „zorla“, dört kere de „buyurmak“ anlamında toplam dokuz kere kullanılmıştır. Bu davetiyelerin arkasında çekingen ricadan daha fazla bir talep yatar. Hizmetçi orada bütün şahsiyetini, insanları teşvik etme kabiliyetini kullanıp gerçek, sevgi, yumuşaklık, kibarlık, ısrar ve sabırla, hatta bazen çok iyi anlaşılır bir dilde, insanları cehennem uyarısıyla cennete davet eder. 4. Davete gelenlerin sayısı ne kadar? İncil´deki benzetmede ne yazık ki, bütün davetliler daveti prensip icabı kabul etmiş olsalar da, hayatlarında yanlış öncelikler yüzünden ret etmişlerdi. Ne kadar trajik olsa bile, Luka 14,24 ayeti daveti reddedenlerin acı gerçeğini gözler önüne serer: „Size şunu söyleyeyim, ilk çağrılan o adamlardan hiçbiri benim yemeğimden tatmayacaktır.“ Davet edilmişlerdi, ama davete gitmediler. Şimdi ise şölen onlarsız olacak. Onlar sonsuza dek dışarıda kalacaklar. İncil bu sonsuz yitikliği cehennem olarak tanımlar. Tanrı´nın daveti bugün hepimiz için geçerlidir. Kararınız nasıl? Şölen masası her durumda dolu olacak. İncil Tanrı´nın önceden bildiği tamsayıdan söz eder. Son boş yer dolduğu zaman, hiçbir davetiye gönderilmeyecek. Yeremya 8,20 ayetinde ise bu sahne hasat günü olarak açıklanmıştır: „Ürün biçme zamanı geçti, yaz sona erdi, biz ise kurtulmadık” diye haykırıyorlar. 5. Neden davet edildik? Tanrı´nın bizi davetinin nedenini hemen 1. Yuhanna 4,16 ayetinde bulabiliriz: „Tanrı sevgidir.“ O´nun karakteri sevgi ve O´nun sevgisi bütün insanlardaki sevgilerin kaynağıdır. Yeremya 31,3 ayetinde Tanrı bize doğrudan hitap eder: “Seni sonsuz bir sevgiyle sevdim. Bu nedenle sevecenlikle seni kendime çektim.” İlaveten Tanrı resmen ilanında şöyle der: „Varlığım hakkı için diyor egemen Rab, ben kötü kişinin ölümünden sevinç duymam, ancak kötü kişinin kötü yollarından dönüp yaşamasından sevinç duyarım. Dönün! Kötü yollarınızdan dönün!” (Hezekiel 33,11). 6. Davet nasıl kabul edilecek? Cennete giriş biletinden Mesih Jesus Christus sorumludur, çünkü „Tanrı Mesih´i kanıyla günahları bağışlatan ve imanla benimsenen kurban olarak sundu“ (Romalılar 3,25) ve „Benim aracılığım olmadan kimse Baba´ya gelemez“ (Yuhanna 14,6) diye açıklar. Ama günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Tanrı günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır (1. Yuhanna 1,9). Duayla günahlı yaşantımızı ve suçlarımızı Mesih´e teslim etmekle Tanrı´nın davetini kabul etmiş oluruz. „Kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrı´nın çocukları olma hakkını verdi” (Yuhanna 1,12). Sadece bize hediye edilen temiz düğün giysisi ile cennete girmemiz mümkündür (Matta 22,11; Vahiy 3,4; 7,9,14 ve 19,8). Tanrı´nın sevgisi evrenseldir. O´nda yan tutan, önyargılı ve sempatiye göre seçim yapan sevgi yoktur. Sevgisiyle herkesi kabul eder. O´nun sevgisinin kapsamı kavranamayacak kadar büyüktür, ama İncil O´nun sevgisinin sınırlı olduğunu da gizli tutmaz. Davetiyeyi kabul etmeyen, Mesih Jesus Christus´a güvenmeyen sonsuza dek yitik kalacaktır. Tanınmış Hollandalı Hıristiyanlık hakkında yön gösterici kitapların yazarı Corrie ten Boom (1892-1983) isabetlice „Tutsakları Özgür Bırakır“ adlı eserinde şöyle yazar: „Hepimiz cennete Sağlıksız Meteliksiz Şöhretsiz Zekâsız Bilgisiz Güzelliksiz       Dostsuz ve nice 10 000 şeysiz gidebiliriz, ama Mesih Jesus Christus´suz cennete gidemeyiz.“ Bu yazıyı okuduktan sonra, kurtuluşunuz için tek yolun Mesih Jesus olduğunu anladıysanız ve O´nun yolunda gitmeye bütün kalbinizle karar verdiyseniz, o zaman aşağıdaki dua ile O´nu kabul edebilirsiniz. „Mesih Jesus Christus, bugün sadece Sana iman sayesinde cennete girebileceğimi öğrendim. Cennete Sen´inle olmak istiyorum. Beni bütün günahlarımdan ötürü gideceğim cehennemden kurtar. Beni de sevdiğin için çarmıhta benim günahlarımın bedelini de ödedin. Günahlarımın hepsini görüyorsun ve hatta çocukluğumdan beri. Bildiğim ve çoktan unuttuğum günahlarımın hepsini biliyorsun. Kalbimin her kıpırtısını bile. Önünde açık bir kitap gibiyim. Bu durumda cennete senin yanına gelemem, çünkü şimdiye kadar hayatımı sensiz geçirdim. Rica ediyorum, lütfen beni üzen günahlarımı affet. Hayatıma gir ve onu yenile. Senin gözünde yanlış olan davranışlarımı bırakıp bana Sen´in lütfunu getiren yeni alışkanlıklar edinmeme yardımcı ol. İncil´deki sözlerini anlamama yardımcı ol. Bana söylemek istediklerini anlamama yardım et ve bana Sen´in beğendiğin itaatkâr bir kalp ver. Şu andan itibaren Rabbim ol. Sen´in yolunda gitmek istiyorum. Hayatımın her alanında gitmem gereken yolu göster. Duamı duyduğun için ve şimdi Sen´inle cennette olacak Tanrı’nın çocuğu olduğum için teşekkür ederim. Amin.“ Müdür ve Profesör Dr. Mühendis Werner Gitt

Regulärer Preis: 0,00 €
Türkisch: Krippe, Kreuz und Krone
Türkisch: Krippe, Kreuz und Krone

Prof. Dr. Werner Gitt erklärt in dieser Schrift den Heilsplan Gottes - angefangen bei der Geburt Jesu (Krippe), über seinen Tod (Kreuz), bis hin zur Entrückung und ewigen Herrlichkeit (Krone). Gott schuf Abhilfe für die "Urkatastrophe" der Menschheit, den Sündenfall. Wie in der Bibel vorhergesagt, sandte er seinen Sohn auf die Erde. "Nie aber hat die Welt einen Gott gesehen - bis es Weihnachten wurde." Das Kreuz wurde für Kritiker zum Anstoß. Sie verstehen nicht, wie ein "Hinrichtungsinstrument" zum Zentrum eines Glaubens werden kann. Prof. Dr. Gitt sieht diese Kritik als Indiz, dass die Menschen ihr Sündenbewusstsein verloren haben: Es gab keinen anderen Weg für die Rettung des Menschen, weil die Trennung zwischen Gott und uns durch die Sünde so groß ist. Wenn Jesus einmal wieder kommt, wird man ihn als König erkennen. Dann wird die Menschheit zweigeteilt sein in Angenommene und Verworfene. Für diejenigen, die Jesus in ihr Leben aufnehmen wollen, gibt es ein vorformuliertes Gebet, das ihnen dabei hilft. Dieses Traktat eignet sich besonders gut zur Weitergabe an suchende Menschen! Yemlik, Haç ve Taç İlk felaket Hep felaketler bu dünyayı kasıp kavuruyorlar: 2004 yılının Aralık ayında gelen tsunamide aşağı yukarı 160 bin insan öldü. Titanik gemisinin batması 1522 can kaybına sebep oldu. İkinci Dünya Savaşı ise 50 milyon insanı bu dünyadan süpürüp gitti. Felaketin kökü ise Aden bahçesinde ilk günahla gerçekleşti ve o bu dünyadaki başımıza gelen bütün felaketlerin sebebidir. Aden bahçesinde Adem´in ilk günahı insanları Tanrı´dan ayırdı. İnsan Tanrı´sız sonsuz yitikliğin girdabına kapılır. Tanrı bir tek günaha bile kendi katına girmesine izin verseydi, oraya da insanlar dert ve ölüm getirirlerdi. Tanrı buna asla izin vermiyor. Tanrı´nın yarattığı ve sevdiği insanların O´ndan yüzünü çevirmesine içi sızlıyor. Böylece onlar ölümü seçmiş oldular. Ah, ne acı! Almanca´da bir atasözü vardır: „Ölüme karşı hiç bir ilaç bitkisi yoktur.“ Aden bahçesinde yetişen hiç bir ağaç bile! Ama belki Tanrı ona karşı bir çare buldu! Tanrı´nın çaresi – O Oğlu´nu yolladı Tanrı Aden bahçesinde Adem´in ilk günahından hemen sonra bir kurtuluş planını – şifreli olsa bile – bildirmişti: „Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu birbirinize düşman edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek, sen onun topuğuna saldıracaksın.” (Yaratılış 3,15). Peygamberlerin söylediği sonsuz kehanet zincirinde hep gelecek olan kurtarıcıya işaret ediliyor. Örneğin: “Yakup soyundan bir yıldız çıkacak, İsrail´den bir önder yükselecek” (Çölde sayım 24.17). “Ama sen, ey Beytlehem Efrata, Yahuda boyları arasında önemsiz olduğun halde, İsrail´i benim adıma yönetecek olan senden çıkacak. Onun kökeni öncesizliğe, zamanın başlangıcına dayanır” (Mika 5,1). En son olarak kurtarıcının geleceği haberini bir Melek Yusuf´a doğumunu ve gökten gelen çocuğun adını açıkladı: “Davut oğlu Yusuf, Meryem´i kendine eş almaktan korkma. Çünkü onun rahminde oluşan Kutsal Ruh´tandır. Meryem bir oğul doğuracak. Adını Jesus (yani Isa) koyacaksın. Çünkü halkını günahlarından O kurtaracak” (Matta 1,20-21). Tarih boyunca dünya sahnesinde birçok insan büyük isim yapmıştır: İmparatorlar ve krallar, şairler ve filozoflar, gurular ve sihirbazlar, iyiler ve kötüler. Hiç bir zaman bu dünya Noel gelinceye kadar Tanrı görmedi. Yemlikteki bebek eski Yunanlıların Olimpus dağında veya eski Almanların Wallhall dedikleri yerde tasavvur ettikleri bir tanrı gibi değildi. O içimizden bir tek: “Ben Yaratan´ım, benim sayemde her şey var oldu, var olan hiç bir şey bensiz olmadı” diyebilendi (Yuhanna 1,1+3). “Gerçek Ben´im” (Yuhanna 14,6). “Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir” (Yuhanna 10,11). “Kapı (cennete giden) Ben´im. Bir kimse benim aracılığımla içeri girerse kurtulur“ (Yuhanna 10,9). Dünyaya gelmek için hangi yolu seçmişti? Davul, zurna ile mi, yoksa gürültü patırtı ile mi? Gökyüzünün melekleri ile mi gelmişti? Hayır! Tanrı İsrailli bekâr bir kıza – Meryem – Tanrı´nın Oğlu´nu doğursun diye merhamet göstermişti. Böylece O gelecek kurtarıcı hakkında şu kehaneti kulaklarında tutan Yahudilere de sürpriz yaptı: „İşte kralın, sana geliyor“ (Zekeriya 9,9). „O bütün krallıkları ezip yok edecek“ (Daniel 2,44). Yahudiler ondan dolayı yemlikte hiç bir bebek beklemiyorlardı, aksine onları kurtaracak bir kralı ümit ediyorlardı. Bu kudretle gelen kral Romalıları İsrail´den kovmalı, tahtını Yeruşalim´de kurmalı ve rahip ve Kutsal Kitab´ı öğretenleri bakan yapmalıydı. Ama İsa Mesih böyle gelmediği için onu Yahudiler reddettiler. Onlar O´nun önce çocuk olarak gelmesi gerektiğini söyleyen Kutsal Kitabı´ı öğretenlerin sözlerini duymamazlıktan gelmişlerdi: „Çünkü bize bir çocuk doğacak. Bize bir oğul verilecek“ (Yeşaya 9,5). Sonsuzluğu cennette mi, yoksa cehennemde mi geçireceğimiz tek bir O´na bağlıdır. Kurtarıcı bir Y, H ve T ile işaretlenmiştir. Yemlik (bu Y İsa Mesih´in dünyaya gelişini simgeler.) Haç (Bu H İsa Mesih´in bizi haçla kurtarışını simgeler.) Taç (Bu T İsa Mesih´in Kral olarak ikinci gelişinin hükümdarlığını simgeler.) Yemliksiz haç yoktur! Hacsız taç da! Bizim için ise yemliksiz ve haçsız cennet yoktur. Ondan dolayı Noel (yani İsa Mesih´in doğum günü) olması gerekiyordu. Haçta herkesi kızdıran nedir? Hıristiyan inancının eleştiricileri hep: „Neden bu kadar haçta vahşice ölüm?” sorusunu sorarlar. İnancınızda dönüp dolaşıp insanları infaz etme aletlerine gelirsiniz. Tanrı bizimle anlaşmak için daha yumuşakça bir yolu seçemez miydi? Barışa giden yol neden ölüm, acı, gözyaşı ve kederle döşenmiştir? Biraz kibarca, estetik ve zevkli olamaz mıydı? Tanrı bizim insan olarak yetersizliğimize bir gözünü yumamaz mıydı? Bütün bu „neden?“ soruları, günahı önemsemediği için tutmuyor. Bu önemsemezlik devrimizin bir hastalığı olsa gerek. Sadece haçta hiç bir filozof ve derin düşüncelilerin kitabında olmayanı okuyabiliriz: Haç, insanlarla Tanrı arasında günahın ne kadar büyük bir uçurum yarattığını gösterir. Uçurum o kadar ölçülemeyecek kadar büyüktür ki, cehennem onun sonucudur (Matta 5,29). Hac, Tanrı´nın biz insanlara olan sevgisinin ne kadar ileri gittiğini nitekim biricik oğlu Isa Mesih´i kalbinden söküp atması ile bize gerçekçi bir tasavvur yolu gösterir. Hac, Tanrı´nın en derin aşağılamasıdır. Uzayın ve bütün canlıların Yaratanı kendisini savunmadan bir eşkıya gibi haça gerilmesine izin verir. Günahın ne kadar büyük pahası! Evet, bu sayede her günahkârı kendine davet ediyor: „Bana geleni asla kovmam“ (Yuhanna 6,37). Bu da demektir ki; gelmeyen kayıptır – sonsuza dek! Haç, bütün insanların uydurdukları kurtuluş yollarının sonuna işaret eder. Ondan dolayı sadece İsa Mesih “Benim aracılığım olmadan Baba´ya kimse gelemez!” diye söylemişti (Yuhanna 14,6). Bütün dinler haça karşı sadece çölde parlayan şaşkın insanlığın serabıdır. Noel haberi ile haç haberi eşi benzeri görülmemiş bir kurtuluş haberidir: „Çünkü İnsanoğlu (Isa Mesih) yitikleri mutlu etmek için geldi” (Matta 18,11).  O yine gelecek Isa Mesih ikinci kez bu dünyaya gelecek. O zaman, O yemlikte bebek olarak değil, nitekim kral, hakim ve dünyanın hükümdarı olarak gelecek. O Matta 24,30 ayetlerinde bu olayı açıkça şöyle söyledi: “Ve o zaman gökyüzünde İnsanoğlu´nun belirtisi görülecek. Yeryüzündeki bütün milletler ağlayıp dövünecekler, İnsanoğlu´nun gökteki bulutlar üzerinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler.” Ne güzel sevinç nedeni! Dünyanın yaratıcısı görünecek! Dünyanın kurtarıcısı gelecek! Ama neden Vahiy 1,7 ayetinde:  “O´nun için dövünecek yeryüzünün bütün halkları!” Neden “Dağlara, kayalara üzerimize düşün, Tahtta oturanın yüzünden, Kuzu´nun gazabından saklayın bizi!” diyecekler (Vahiy 6,16)? İnsanların çoğu yaşadıkları zaman Isa Mesih´e karar vermenin gerekli olduğunu duymalarına rağmen O´na „hayır!“ dediler. Şimdi onlar yitik ve verdikleri kararları değiştiremezler. Ne yazık ki, onlar için çok geç. Ondan ötürü dövünüp ağlayacaklar. İnsanların çoğu İsa Mesih´in olmadığı yoldan gidiyorlar. Bu yönden onların fantezi gücü çok geniş. Örneğin, köpeği ile bir çiftlikte yaşayan ünlü Amerikan artisti Shirley Mac Laine şöyle diyor: “Köpeğim Terry ile hatta yanımda kendi tanrım var. O köpek biçiminde olan Mısır tanrısı Anubis´in ruhunun göçüdür. Size acayip gelebilir ama, Terry ve ben eski Mısır´da en azından ortak bir hayat yaşadık. O köpek tanrısı, ben ise prenses olarak. Şimdi hayat bizi yine birbirimize kavuşturdu.“ İsa Mesih herkese görünerek gelecek: „İste bulutlarla geliyor! Her göz onu görecek, O´nun bedenini deşmiş olanlar bile. O´nun için dövünecek yeryüzünün bütün milletleri“ diye O´nun öğrencisi Yuhanna Vahiy 1,7 ayetinde yazar. 23. Temmuz 1969 yılında Neil A. Armstrong ilk insan olarak aya ayağını bastığı zaman 500 milyon insan onu televizyonda seyretti. İngiltereli Lady Diana trafik kazasında öldü. 6 Eylül 1994 yılında, Londra´da dünyanın en büyük cenaze töreni yapılırken bu töreni 2,5 milyar insan – dünya nüfusunun yüzde kırkı - televizyonda izledi. Ondan dolayı onun ölümü global cenaze töreni olarak tarihe karıştı. Ama İsa Mesih´in gelişi için hiç bir kamera gerekli değil. Bütün insanlar dünyanın en büyük bu olayını gözleriyle görecekler. İsa Mesih herkese görünecek. Bu sadece dünyada yaşayanlar için değil, insan tarihinde gelmiş, geçmiş bütün insanlar için de. Bu yazıyı okuyanlar da. O zaman sadece bir tek soru tartışılacak: Hangi gruptanım? Kurtulanların mı, yoksa yitirilenlerin grubundan mı? Isa Mesih aniden yine gelecek: „Çünkü İnsanoğlu´nun gelişi doğuda çakıp batıya kadar görülen şimşek gibi olacaktır“ (Matta 24,27). Bir anda bütün dünyada görülecektir. Hangi vakitte olacak? Bu sorunun yanıtını Luka 17,34 ayetinde buluruz. „O gece aynı yatakta olan iki kişiden biri kabul edilecek, öbürü reddedilecek.“ Yani İsa Mesih gece mi gelecek? Ama iki mısra sonra Kutsal Kitap´ta söyle yazıyor: „Tarlada iki kişiden (= gündüz) biri kabul edilecek, öbürü ise reddedilecek.“ Amerika´yı keşfeden Kolombus´un bu sözleri bilip bilmediğini bilmiyorum. Bilseydi şu sonuca varabilirdi. Isa Mesih´in gelişi aynı anda görülecekse ve İncil bunu hem gündüz, hem de gece olayı olarak tasvir ediyorsa, bu sadece kürede mümkündür. Bu iki mısra bize daha önemli şeyleri gösteriyor. İsa Mesih´in geri gelişinde insanlar ikiye bölünecek: kabul edilenler ve reddedilenler. Böylece insanların esas problemleri konu olacak. Sadece bir tek soru yeterlidir: kabul edilenler mi, yoksa reddedilenler grubundan mıyım? Karar verdin mi? Tanrı hepimizi kendi iradesi ile hareket eden bir şahsiyet olarak yarattı. Bu durum bizim hayvanlardan daha farklı olduğumuzu gösterir. Özgür istek ve irademiz bize ikisini de; hem Tanrı´dan uzaklaşmaya, hem de Tanrı´ya yaklaşmaya izin verir. Tanrı İsa Mesih sayesinde bize cennetin yolunu göstermek için her şeyi yaptı. Buna rağmen İncil açıkça ve uyarıcı olarak kurtuluş yolundan herkesin gitmeyeceğini öğretiyor. Tanrı ne yapabilir? Bizim özgür irademizi elimizden mi alsın? O zaman şahsiyetimizi çalmış olurdu ve biz sadece onun makinesi, kuklası ve plana göre çalışan robotu olurduk. Bu dünyada ve öbür dünyada özgür irade ve karar şahsiyetimizin bir parçasıdır. Sonsuza dek kaldığımız yer bizim kararımıza bağlıdır. Gelecek günlere hazırlandık mı? İncil´deki on bakirenin misali gibi Rab´bimiz İsa Mesih bizi hazırlanmaya uyarıyor. Bizi o misalle düşünmeye sevk ediyor: On bakirenin hepsi imanlıydı ve „ düğün şöleninin“ olacağından emindi. Buna rağmen inandıkları gibi davranmadılar. Onlardan sadece beş tanesi amaca ulaştı. Hazır olmayanlara İsa Mesih: “Ben sizi tanımıyorum!” (Matta 25,12) diyecek. O zaman sonsuza dek yaşamı kaçırmış olacaksınız. Heinrich Kemner´in söylediği gibi: „İnsan cehennem uykusuna yatabilir!“ sözü gerçek olabilir. Hermann Bezzel´in çok enerjik uyarısı şöyledir: „Kilisenin banklarını sürte sürte eskitmelerine rağmen reddedilirler.” Sadece vakiayi kabul eden „imanlılar“, ama şahsi yaşamlarında gercek inancı olmayanlar sonsuz yaşamı tehlikeye düşürürler. Üçü ya da hiçbiri! Her yıl Noel´de İsa Mesih pek çok insan tarafından yemlikteki İsa bebek olarak kutlanır. Ve sonuçta da öyle kalır. Ama Y, H ve T birbirinden ayrılamaz. İnsan olması için yemlik, çektiği acıların haçı ve ondan sonra ölümü yenip göğe çıkması ve krallığının tacı yeniden geri gelişinde herkese açıklanacağı, İsa Mesih´in bölünmez bir parçasıdır. Bu Tanrı´nın başlangıçtan beri dünyadaki ilk günaha karşı planladığı kurtuluştur. Son facia ise insanların İsa Mesih´siz yaşadığı cehennem olacaktır. Ne yazık ki, bu facia tarihin en büyük faciasının kıydığı candan daha büyük olacaktır ve bu can kıyımı sonsuza dektir. Noel´de – ama sırf o zaman değil - Tanrı bize şahsen yemlik haç ve tacı kabul edip etmemek istediğimizi sorar. Eğer evet diyorsanız, Isa Mesih´in sizin günahlarınızı affetmesini kabul etmiş oluyorsunuz. Onu bir dua ile tamamlayın! Duanız şöyle olabilir: “Rab´bim Jesus Christus; İsa Mesih, sadece senin sayende cennete girebileceğimi okudum. Seninle cennette olmak istiyorum. Beni suçlarımdan dolayı gideceğim cehennemden kurtar. Beni çok sevdiğin için de ve bütün suçlarımın bedelini haçta ödedin. Bütün suçlarımı – hatta çocukluğumdan beri – görüyorsun. Bütün hatırladığım ve çoktan unuttuğum günahlarımı biliyorsun. Kalbimin bütün eğilimini biliyorsun. Önünde açık bir kitap gibiyim. Olduğum gibi sana gelip cennete birlikte olamam. Lütfen, beni üzen günahlarımı affet. Hayatıma gir ve onu yenile. Senin gözünde uygun olmayanı bırakmama yardım et ve bana senin lütfünü getiren yeni alışkanlıklar ver. İncil´deki sözlerini kavramama yardımcı ol. Bana söylemek istediklerini anlamama yardımcı ol. Bana sadık bir kalp ver ki, senin sevdiğini yapayım. Şu andan itibaren Rab´bim ol. Senin yolunda olmak istiyorum ve bana hayatımın her yönünde gitmem gereken yolu göster. Duamı duyduğun için teşekkür ederim. Şimdi ben günün birinde cennette olacak Tanrı´nın çocuğuyum. Amin.” Müdür ve profesör Dr. Mühendis Werner Gitt

Regulärer Preis: 0,00 €
Türkisch: Reise ohne Rückkehr
Türkisch: Reise ohne Rückkehr

Die Verteilschrift „Reise ohne Rückkehr“ von Prof. Dr. Werner Gitt zur enthält die Botschaft von zwei Zügen, die unterwegs sind Richtung Ewigkeit. Der „Lebenszug“, hat den Himmel als Ziel, der „Todeszug“ dagegen fährt in die ewige Verdammnis. Jeder wird eingeladen, vom Todeszug in den Lebenszug umzusteigen. Dies ist möglich für den, der Vergebung seiner Sünden durch Jesus Christus bekommt und ihn als Retter seines Lebens im Glauben annimmt. Dieses Traktat eignet sich besonders gut zur Weitergabe an suchende Menschen! Dönüşü Olmayan Yolculuk Kuzey İtalya´nın Südtirol Bölgesinde bir kilisede, alçak bir duvarın üstünde dört tane kafatası vardır. Onların üstünde de söyle bir levha asılıdır: „Hangisi aptaldı? Hangisi bilgin? Hangisi dilenci? Hangisi imparator?“ Aslında: İmparatorun kudret ve servetinden hiç bir eser kalmamış. Dilencinin kafatası hemen imparatorun yanındaki olabilir, ama fakirliğine, yırtık pırtık giyimine, açlıktan guruldayan karnına şahitlik eden hiç bir şey yok. Belki biz üstünde: “Ölüm hepimizi eşit yapar!” yazılı ikinci bir levha yazma eğilimine kapılabiliriz. Gelin, aşağıda deneyelim, düşündüklerimiz doğru mu? Reklamcılık sanatında tüketicilerin ihtiyaçları göz önünde bulundurulur. Bu demek ki: reklamcılar tüketicileri gruplara ayırıp, ona göre davranırlar. Ölüm ise hiç bir özel grup tanımaz, çünkü ondan kurtuluş yoktur. Bundan dolayı da birçok insan ölümle meşgul olmuştur: filozoflar, şairler, politikacılar, sporcular, artistler, okuma-yazma bilmeyenler ve de Nobel ödülü kazananlar. Dünyanın en büyük ölüm anıtı Gize Piramidini inşa ederek, ölümle en çok meşgul olanlar da eski Mısırlılardır. Alman şair Emanuel Geibel, insanların ölüm için yaptıkları bütün zahmetlerin bilançosunu şöyle bir sözle tamamlamıştır: “Sonsuz bir bilmecedir bu hayat, sonsuz bir bilmece kalır bu ölüm.” Ölümü açıklamaya çalışan bir sürü yanıttan Evolüsyon teorisini ele alalım: Evolüsyonun dünya görüşündeki ölüm Evolüsyon düşüncesine göre ölüm yerini öyle bellemiştir ki, bu dünyada ölümsüz bir yaşamın olabileceği bile düşünülemez. Bu evolüsyonun dört temel bilgisinde ölüm şöyle açıklanır: 1. Ölüm – Evolüsyonun gerekli şartı: Carl Friedrich v. Weizsäcker demişti ki: “Yaratıklar ölmeseydi, evolüsyon olmazdı ve de böylece başka nitelikli yeni yaratıklar da olmazdı. Yaratıkların ölümü evolüsyon için şarttır.” 2. Ölüm – Evolüsyonun bir icadı Regensburglu biyolog profesör Widmar Tanner ölüm hakkında haklı bir yaşam sorusunu sorar: “Ölümün olmaması gerektiğine rağmen, nasıl ve neden ölüm bu dünyada var?” Onun yanıtı da şöyle: “Yaşlanmak ve yaşam süreci evolüsyon sayesinde gelişmiş bir uyumun belirtisidir. Ölümün icadı evolüsyon vitesini epey hızlandırdı.” Onun düşüncesine göre ölümün programı tekrar tekrar evolüsyonda yenilikleri deneme şansını getirir. 3. Ölüm – Yaşamın yaratanı Evolüsyon bilgisinin dünya görüşünün İncil´den ne kadar farklı olduğu evolüsyonda ölümün yaratan olarak yüceltilmesiyle açığa çıkar. Mikrobiyolog Rheinhard v. Kaplan da onun gibi fikrini söyle açıklar: “Program haline gelen yaşlanmak ve ölmek yaratıklar için ve de özellikle insanlar için acı doludur, ama o evolüsyonun soyumuzu yaratabilmiş olmasının hesabıdır.” 4. Ölüm – Yaşamın tamamen sonu Evolüsyon bilgisine göre yaşam fizik ve kimya sınırları içinde kurulmuş madde durumudur (Manfred Eigen). Görüyoruz ki, evolüsyon ölüm hakkında hiç bir memnun edici bir açıklama yapamıyor. Realitenin sadece maddi fenomen olarak küçük görülmesi ölümden sonra bir yaşamın olmasına yer bırakmaz. İnsanların biyolojik bir makine olarak küçültülmesi, onların tamamen sonu organizmalarının ölümü ile denk tutulur. Evolüsyon mekanizmasının çarkında ölüm sonra gelen bir yaşamın yükselmesine hizmet eder. Böylece insan ömrünün değeri sadece evolüsyona katkısıdır. Bize doğru yanıtı kim verir? Bizi merak ettiren ölümün huyunu ve ölümden sonra neyin geleceğine güvenilir yanıtı kim verebilir? Bu soruyu yanıtlayan mutlaka yetkili olmalıdır ve aşağıdaki dört şartı yerine getirebilen, yetkili olabilir. 1) Kendisi ölmüş olması lazım! 2) Ölümden geri dönmüş olması lazım! 3) Ölüme egemen olması lazım! 4) Onun mutlaka güvenilir birisi olması lazım! Dünya tarihine bakacak olursak bu dört şartı yerine getirebilecek bir tek kişi vardır ve o da İsa Mesih´tir. 1) O haça gerildi ve Yeruşalim´ in surları önünde öldü. Onun düşmanları ölümünden emin olmak için mızrakla göğsünü delerek kanını akıttılar(Yuhanna19,34). Böylece emindiler; o gerçekten ölmüştü! 2) Ölmeden önce, üç gün sonra dirileceğini söylemişti. Dirilişi gerçek oldu ve Paskalya sabahında mezarının yanında ilk şahitleri kadınlar oldu. Melek kadınlara söyle dedi: „O burada yok, dirildi!“ (Luka 24,6) 3) Yeni Antlaşma´da İsa Mesih´in yetkisi sayesinde üç tane ölümden dirilmeyi anlatan olay vardır: Beytanyalı Lazar (Yuhanna 11,41-45), Nainli oğlan (Luka 7,11-17) ve Jairus´un kızı (Markos 5, 35-43). İsa Mesih´ten başka hiç kimsenin ölüme emir verme yetkisi yoktur. 4) Bu dünyada sadece bir tek kişi “Gerçek Ben´im!” diyebildi (Yuhanna 14,6) ve o İsa Mesih´ti. O söylediği sözü, onda küçücük bir haksızlığı bile durmadan arayıp ispat etmeye çalışan düşmanlarının karşısında bile tutabildi. Şimdi biz doğru adrese gelip gerçeğin kaynağına ulaştık. Gerçek bizim varlığımız için çok önemlidir. Kim kendi hayatını bir yanılgının üstüne kurmak ister? Görüyoruz ki, bize açıkça bilgi veren yeteri kadar yetkili birisi var. Direkt ölümden sonra insanlara ne olduğunu ondan öğreniyoruz. Luka´da 16, 19-31de İsa Mesih henüz yeni ölmüş iki kişinin örneğini yanıt olarak verdi. Birincisi Tanrı´yı biliyor, öbürü ise Tanrı´sız yaşıyordu. Lazar melekler sayesinde İbrahim´in kucağına getiriliyor ve İsa Mesih´in cennet dediği o yerde (Luka 23,43) onun hali çok iyi. Zengin olan öbürü direkt ölümden sonra kendisini cehennemde bulur ve korkunç durumunu şu sözlerle anlatır: „Cehennem alevinde ıstıraplar çekiyorum!“ (Luka 16,24b) Ölüm hiç bir zaman insanları eşit yapan değildir. Fazlasıyla söyleyebiliriz ki, bu dünyada büyük faklılıklar varsa – ölüm duvarının arkasında da tasvir edilemeyecek kadar büyük farklılıklar vardır. Bu nerden geliyor? Bunu ayrıntılı olarak açıklayalım. Üç kez ölüm İncil´in açıkça şahitliğine göre, bu dünya ve içindeki bütün yaratıklar Tanrı´nın yaratması ile oluşmuşlardır. Onlar Tanrı´nın kanaatine göre „pekiyi“ bir yaratıktı. Tanrı´nın karakteri sevgi ve merhamettir. O bütün yaratıkları baş mimar (Süleyman´in özdeyişleri 8,30) İsa Mesih (Yuhanna 1,10; Koloseliler 1,16) yoluyla yaratmıştır. Yaratırken de karakterinin özellikleri olan yumuşak yüreklilik, merhamet ve sevgiye sadık kalmıştır. Bu ıstırap ve gözyaşı, zulüm ve ölümle işaretlenen evolüsyon stratejisinin tamamen tersidir. Tanrı´yı evolüsyona sebep olan olarak görenler, yani onun yaratış metodu olarak kabul edenler Tanrı´nın karakterini tam zıttına çevirirler. Ondan dolayı Tanrı´nın ilerlettiği evolüsyon (teistik evolüsyon denen) fikri de tamamen tutunamaz. Eğer ölüm ne evolüsyon faktörü ise, ne de Tanrı´nın karakterine uyuyorsa, bu ölüm nerden geliyor? Biliyoruz ki, ölüm hepimiz içindir. Hepimizin de başına gelecektir: küçük çocuklardan ihtiyarlara kadar, ahlâklı insanlardan hırsız ve eşkiyalara kadar, imanlılardan imansızlara kadar herkesi aynı şekilde saracaktır. Genel ve herkesi kapsayan etkinin genel bir sebebi olmalıdır. İncil ölümü insanların günahının sonucu olarak açıklar. Tanrı insanı uyarmasına rağmen (Musa 2,17) o hediye edilen özgürlüğü suiistimal ederek ilk günahı işledi. O andan itibaren günahın kanunu kendisini belirtti: „Günahın ücreti ölümdür.“ (Romalılar 6,23) İnsanlar ölüm hattına girmiş oldular. Bu grafikte kalın siyah bir ok olarak gösterilmiştir. Biz ona ölüm treni de diyebiliriz. Günahın sorumlusu Adem´den beri ölümün yaratıklara gelişiyle (2. Timoteos 2,14) bütün insanlık dehşet saçıcı trenin içindedir. „Bir tek insan, Adem yüzünden günah bu dünyaya geldi ve günahın sonucu olarak da ölüm geldi. Bütün insanlar günah işlediği için ölüme teslim edilmişlerdir.” (Romalılar 5,12) İlk günahtan önce ölüm bütün yaratıklarda bilinmiyordu. Tanrı, Adem´i yarattığında Aden bahçesine koydu. Ona, “Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin” diye buyurdu, “Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin zaman ölürsün.” (Yaratılış 2,16-17) Yılan ise günün birinde Havva´ya şu yanıtı verdi: “Kesinlikle ölmezsininiz. Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz acılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.” (Yaratilis 3,4-5) Havva ile Adem yılanın sözüne kanarak o ağacın mevyesini yemekle ilk günahı işlediler. Günah kendisini ilk önce Adem ve Havva´nın çıplak olduklarını farkedip utanmaları ile kendisini belli etti. Sonra, yalan, katliam, düşmanlık ve diğer kötülükler onların ve ondan sonra gelen bütün nesillerin ruhlarını sardı. İlk günahtan beri İsa Mesih haricinde bir tek günahsız insan yoktur. Oysa başlangıçta Tanrı Adem ile Havva´yı hiç bir zaman yalancı ve dolandırıcı yaratmamamıştı. Eğer İncil ölümden bahsediyorsa, bu bütün varlığımızın yok olması anlamına gelmez. Ölümün İncil´deki açıklaması ...den kopmuş olmaktır. İlk günah (grafikteki gibi) üç kez ölümü işaretlediği için üç kez de kopmuş olmak vardır. 1. Ruhen ölüm: İlk günah işlendiği zaman insanlar „ruhen“ öldüler. Bu demek ki; insanlar Tanrı ile birlikte olmaktan kopup ayrıldılar. Tanrı´ya inanmayan bütün insanlar hâlâ bu durumda yaşıyorlar. Kendi hayatlarına kendileri karar verip tutkularına ve günahın çağrısına kapılıyorlar. Sanki Tanrı yokmuş gibi bir hayat sürüyorlar. Isa Mesih´le hiç bir şahsi ilişkileri yok ve İncil´in Sevindirici Haberini reddediyorlar. Fiziksel olarak yaşasalarda Tanrı´nın gözünde onlar ruhen ölüler. 2. Fiziksel ölüm: Günahın diğer etkisi fiziksel ölüme neden olur: „Çünkü topraksın topraktan yaratıldın. Ve yine toprağa döneceksin.“ (1. Musa (Yaratılış) 3,19) İlk günahtan ötürü bütün yaratıklar ölmeye mahkûm oldular. 3. Sonsuz ölüm: Ölüm treninin son istasyonu sonsuz ölümdür. Orada insanların varlığı yok olmayacak. (Luka 16,19-31) O tamamen Tanrı´dan kopup ayrılmış olma durumudur. Tanrı´nın öfkesi onun üzerindedir, çünkü Adem´in ilk günah işlemesi yüzünden bütün insanların ölümüne ve mahkûmiyetine yol açtı (Romalılar 5,18). İsa Mesih mahkûmiyetin yerini cehennem olarak tasvir eder. Orası dehşet içinde var olmanın yeridir. Oradaki “sönmeyen (Marko 9,43 & 45) ve sonsuz” ateştir.” (Matta 25,41) Orası dehşetten ağlayış ve diş gıcırtısının olduğu yerdir (Luka 13,28). Orası “kurtların ölmediği ateşin sönmediği” öyle korkunç bir yerdir (Marko 9,48). Orası “sonsuz mahkumiyetin” yeridir (2. Selanikliler 1,9). Kendi kendimize gönüllü mahkûmiyete koşmamıza Tanrı ne diyor? Bize karşı olan sonsuz merhamet ve sevgisinden dolayı eşi görülmemiş bir kurtarış için biricik oğlu İsa Mesih´in haça gerilmesine izin verdi. İsa Mesih´in sözü:”tamamlandı!” hayat treninin tamamlanmasına işaret eder. Tanrı´nın isteği bizim sonsuz cehennemden kurtulmamızdır (Timoteus 2,4). Bunu misalle açıklayacak olursak hızla giden ölüm treninden inmemizdir. Biz cennete giden dar yoldan gitmeye davet edildik (Matta 7,13a + 14). İncil´in şahitliğine göre İsa Mesih kurtuluşa giden bir tek kapı ve tek yoldur. Hayat trenine binmekle öldükten sonsuz yaşama ulaşabiliriz. Ölüm treninden inip yaşam trenine binmek İsa Mesih´e bağlanmakla, ona şimdiye kadar bütün günahlarımızı itiraf edip, affını dilemekle ve Onu tek kurtarıcı olarak kabul etmekle mümkündür. Tanrı´nın gözünde o bizi yeni bir insan yapar. Af hediyesini isteyen herkes alabilir. Bize Tanrı´nın merhametinden dolayı edilen hediye oğlunun kurbanı sayesinde pahası çok yüksektir. Tanrı´nın teklifini Kabul eden öldükten sonra sonsuza dek yaşamaya ulaşır (Yuhanna 5,24). Kurtuluş şansı sadece bu dünyada mümkündür. Yaşama giden yol Bir konferanstan sonra bir genç bana geldi. Ona sordum: „Nerdesin?“ Onun kısa yanıtı şöyle idi: „İstasyondayım!“ O fark etti ki; ölüm trenini çabuk terk etmeliyiz! Bana şu soruyu sordu: „Yaşam trenine nasıl binebilirim?“ Ben ona yaşam trenine nasıl binebileceğini gösterdim ve o sevinçle sonsuza dek süren yaşam treninde yol alıyor. Tanrı sadece insanların işlediği günahtan ötürü öfkeli Tanrı değildir. O biz günahkar insanları da seven Tanrı´dır. Bugün biz yaşam trenine binersek o güzel cennetteki yerimize talip olmuş oluruz. Onun hakkında Korintliler 2,9 şöyle diyor: „Hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir kalbe doğmamış Tanrı´nın onu sevenlere hazırladığı bir yerdir cennet!“ Hangi yolu seçmemizi Tanrı aklı hür insan olarak bize bırakmıştır. „Önünüze sonsuz ölümle sonsuz yaşamı, nimet ve laneti koydum ki, sonsuz yaşamı seçesiniz!” (Yasanın tekrarı 30,19) Burada açıkça görülüyor ki; Tanrı´nın isteği yaşamı seçmemizdir. Grafikten basit olarak şu sözü anlayabiliriz: „Eğer bir kere doğduysan (fiziksel doğum) iki kere ölürsün. (Önce fiziksel ölüm, sonra ruhun sonsuz ölümü); ama iki kere doğarsan (birincisi fiziksel anadan doğum, ikincisi İsa Mesih sayesinde günahtan uzaklaşan yeni bir insan olmakla) sadece bir kere ölürsün (fiziksel ölüm)!” İsa Mesih´e inancınız sizi kıyamette mahkûmiyetten kurtarıp öldükten sonra ruhun sonsuza dek yaşamasına garanti verir. „Benim sözümü duyan ve beni gönderen Tanrı´ya inananlar kıyamette sonsuz yaşama kavuşup sorguya tutulmayacaklardır, çünkü onlar ruhen ölümden sonsuz yaşama kavuşanlardır” (Yuhanna 5,24). İnanmaya karar vermenin etkisini düşünecek olursak, evolüsyon teorisinin ona inananların ölüm hakkındaki bilgisinin ne kadar trajik olduğunu gözler önüne serer. Evolüsyon teorisi cehennemdeki sonsuz ölümü bir perde gibi kapatır ve de insanların kurtuluş teklifini kaçırmasına sebep olur. Ama İsa Mesih insanları cehennem uçurumundan kurtarmak için gelmiştir. Duayla Tanrı´ya yönelin! Bu sayede ölüm trenini terk edip yaşam trenine binmiş olursunuz. Hayatınızın tamamen değişimini şu duayla başlayabilirsiniz: „İsa Mesih, kendi uğursuz durumumu fark ettim. Benim yaşayış tarzım hiç bir zaman senin sözlerine uymuyor. Şimdi biliyorum ki; yanlış bir trene binmişim. Ondan dolayı korku içindeyim ve bana yardım etmeni rica ediyorum. Bütün beni üzen işlediğim günahları affet ve senin sözlerini okuyarak ve ona göre davranarak hayatımı değiştir. Senin yardımınla yaşam trenine binip orada kalmak istiyorum. Seni hayatımın bir parçası gibi kabul ediyorum. Rab´bim ol ve senin yolunda gidebilmek için kudret ve istek ver. Bütün kalbimle sana teşekkür ediyorum ki; sen beni bütün günahlarımdan kurtardın. Ve şimdi ben Tanrı´nın çocuğu oldum. Amin!“ Müdür ve profesörDr. mühendis Werner Gitt

Regulärer Preis: 0,00 €
Türkisch: Wahn oder Wirklichkeit? Die Auferstehung Jesu Christi
Türkisch: Wahn oder Wirklichkeit? Die Auferstehung Jesu Christi

Im Laufe der Geschichte haben sich immer wieder Menschen gegen den Glauben an eine Auferstehung der Toten ausgesprochen. Sie sollten aber bedenken, dass Jesus seine Auferstehung nicht nur durch Worte verkündigen lässt, sondern sie beweist, indem er sich mehrfach an unterschiedlichen Orten und bei verschiedenen Gelegenheiten direkt zeigt. Mit dem Geschehen der Auferstehung hat Gott uns eine Wirklichkeit gezeigt, die weit über unsere Erfahrungswelt von Raum und Zeit hinausgeht: Unsere dreidimensionale Welt ist nicht die ganze Wirklichkeit. Jesus hat uns die Realität der Ewigkeit bezeugt. HAYAL Mİ, YOKSA GERÇEK Mİ?JESUS CHRİSTUS´UN ÖLÜMDEN DİRİLİŞİ Dünya tarihinde şimdiye dek en önemli olay neydi? Bilgisayarın Konrad Zuse (1910 – 1995) tarafından icat edilmesi mi, Amerika’nın 1492 yılında Christoph Columbus (1451 – 1506) tarafından keşfedilmesi mi, yoksa ilk defa bir insanın 21 Temmuz 1969 yılında Neil Armstrong (1930 – 2012) olarak aya gitmesi miydi? Armstrong, dünyada ayağını aya basan tek insan olarak şu önemli sözleri söyledi: “Bir insan için bu küçük, ama insanlık için büyük adımdır.” Yukarıda saydığım bütün olaylar çok önemliydi, ama onlar bugün özellikle üzerinde durmak istediğimiz olay kadar önemli değildir. Bu önemli olay Jesus Christus´un ölümden dirilmesidir. Bu olay dünyada herkesi ilgilendirir. Armstrong´un söylediği söze dayanarak bunu şöyle ifade edebiliriz: Jesus´un ölümden dirilişi insanlık için atılan en büyük adımdı, ama bu adımdan en çok şüphe ediliyor. Ölümden dirilişe eleştirisel itirazlar Tarih boyunca insanlar sürekli ölülerin dirilmesi inancına karşı fikirlerini ifade ettiler. Bu eleştirilerin beş tanesini örnek olarak göstermek istiyorum. Sadukiler: Jesus´a bir grup Saduki (İsrail´in aristokratları) gelip ölümden sonra dirilişin olmadığını ileri sürmüşlerdi. Onlar Jesus´a tuzak sorular sorarak meydan okumuşlardı (Matta 22,23 – 33). Eğer yedi kardeş arka arkaya ayni kadınla evlenirse ve o kadın sonuçta ölünce, ölümden dirilişten sonra bu kadın kimin karısı olacak? Jesus Sadukilerin itirazlarını öbür dünyada evlilik olmayacağını söyleyerek geçersiz kıldı ve onlara 2.Musa 3,6 bölümlerinden alıntı yaparak düşünme ödevi verdi: “Ben İbrahim’in, İshak’ın ve Yakup´un Tanrısı´yım.” Ama İbrahim, İshak ve Yakup ölmüş oldukları için tutarlı olarak ölümden dirilmiş olmaları gerekir, çünkü Tanrı ölülerin Tanrısı değil, dirilerin Tanrısı´dır” (Matta 22,32). Martin Heidegger: Ünlü Alman felsefecisi Martin Heidegger (1889 – 1976) Jesus´un dirilişi konusunda iman açısından tartışmadı ve buna rağmen önemli bir tespitte bulundu: “Eğer Nasıralı Jesus ölümden dirilmediyse, o zaman bütün bilimsel tanılar geçicidir.” Heidegger tutarlı olarak şu sonucu çıkardı: Eğer Nasıralı Jesus´un gerçekten ölümden dirildiği doğruysa, o zaman bilimsel düşüncemize gerekçelendirmesi mümkün olmayan bir sınır koyduk. Rudolf Augstein: Alman dilinde en büyük “Der Spiegel” adındaki haber dergisinin sahibi Rudolf Augstein´a (1923 – 2003) ölümünden kısa bir süre önce bir soru soruldu: “Tanrı’ya inanıyor musunuz?” Bunun üzerine Augstein şöyle yanıtladı: “Hayır… Herhangi bir ölünün dirilişine inanmıyorum ve sonra ölümle ilgilenmek zorunda değilim. Ben öbür dünyaya gittiysem, o zaman yokum!” Nasıl bir ağır sonuçlar getiren yanılgı! Vaazda zor zorumda kalma: Bir rahiple sohbet ettiğimde, Paskalya Bayramı yaklaşıyordu. Rahip bana Paskalya Bayramı yaklaştığında, - onun lafına göre - vaaz verebilmek için zor duruma düştüğünü açıklıyordu. Rahip olarak kendisi bile Jesus´un ölümden dirilmiş olduğuna inanmıyordu. “Die Zeit”: Die Zeit adındaki haftalık gazetenin Paskalya Bayramı yayınında (Nr. 16, 8 Nisan 2009) şu manşet yazısı vardı: “Dünyanın En İnanılmaz Hikâyesi” – Jesus´un Dirilişinden Başka Hiçbir Şey İmkânsız Görünmez!” Jesus´un dirilişinin şahitleri Tanrı, bir peygamber yoluyla: “Jesus´un ölümden dirilişi gerçekleşti. Ben O´nu ölümden dirilttim” diye bildirebilirdi. Bu durum olduğundan daha çok şüpheci kişilerin ortaya çıkmasını sağlardı. Ama Tanrı bunu yapmadı. Jesus, kendi dirilişini sözlerle beyan etmedi, O öldükten sonra çeşitli yerlerde ve çeşitli fırsatlarda kendisini direkt göstermekle yaptı. İncil’in Eski Antlaşma bölümünde 15 kez Jesus´u dirilmiş ve yaşıyor olarak görmüş olan şahitlerden bildirilir. Maria Magdalena (Yuhanna 20,11 – 18) Mezar önünde iki kadın (Matta 28, 9) Emmaus´a giden iki öğrenci (Luka 24,13 – 35) Petrus (Luka 24,34; 1.Korintliler 15,5) Jesus´un 10 öğrencisi Paskalya sabahı Tomas hariç (Yuhanna 20,19) Jesus´un 11 öğrencisi Tomas dâhil (Yuhanna 20,26) Taberiye Gölü kıyısında Jesus´un 7 öğrencisi (Yuhanna 21,1 – 22) Celile bölgesinde bir dağda Jesus´un 11 öğrencisi (Matta 28,16 – 20) Önce Kefas, sonra Jesus´un 12 öğrencisi (1.Korintliler 15,5) 500 kişi (1.Korintlilier 15,6) Yakup, Jesus´un kardeşi (1. Korintliler 15, 7) Bütün elçiler (1.Korintliler 15,7; Markus 16,19 – 20; Lukas 2450 – 53; Elçilerin İşleri 1,3 – 12,26) İstefanos Jesus´un göğe çıkmasından sonra (Elçilerin İşleri 7, 55 – 56) Elçi Pavlus Jesus´un göğe çıkmasından sonra (Şam´a ulaşmadan önce: Elçilerin İşleri 9,3 – 5; tapınakta; Elçilerin İşleri 22,17 – 21); Sezariye´de hapishanede (Elçilerin İşleri 23,11) Elçi Yuhanna Jesus´un göğe çıkışından sonra (Vahiy 1,12 – 20) Bu şahitlerin birkaçının ifadeleri aşağıda yorumlandı: 1. Maria Magdalena (Yuhanna 20,1 – 18): Maria, Paskalya Bayramı’nın Pazar günü hemen çok erken saatte Jesus´un mezarına gitmek için yola koyulmuştu. Mezarın bulunduğu bahçeye ulaştığı anda, öyle korkmuştu ki, gözyaşlarına boğulmuştu. Mezarın kapısını kapatan büyük taşı kim yuvarlamıştı? Mezar boştu. Maria, büyük bir korkuya kapılarak Petrus ve Yuhanna’nın bulunduğu otele koşmuştu. Bu iki elçi (bunun üzerine) Jesus´un mezarına hemen gitmişlerdi. Önce Yuhanna nefes nefese mezara ulaşmış, arkadan da Petrus gelmişti. Maria Magdalena ise Petrus´tan sonra en arkada kalmıştı. Yuhanna içeri girmeden, mezara yaklaşmıştı, fakat o boş mezarın içindeki kefeni ve peşkiri görmüştü. Maria mezara ulaştığı anda, Yuhanna ve Petrus mezarı terk etmişlerdi. Maria, mezarın içine girip onun boş olduğunu dehşetle keşfetmişti. Orada, Jesus´un yatırıldığı yerde birisi baş tarafta, öbürü ise ayak tarafında olmak üzere aniden parlak beyazlar giyinmiş iki şahsı gördü. Maria bu iki şahsın melek olduğunu tanıyamamıştı. Melekler ise: “Neden ağlıyorsun?” diye sormuşlardı. Maria gözyaşları içinde: “Rab´bimi almışlar. O´nu nereye koyduklarını bilmiyorum” demişti (Yuhanna 20,13). Maria, başını öbür tarafa çevirdiği anda, önünde bir adamı görmüştü. Adam: “Neden ağlıyorsun? Kimi arıyorsun?” diye sorduğu zaman, Maria onu bahçıvan sanmıştı (Yuhanna 20,15). Adamın sesini de Maria önce tanımamıştı. “O´nu sen mi götürdün? Nerede olduğunu bana söyle?” diye adama sormuştu. Bunun üzerine adam Maria´ya “Maria!” diye hitap etmişti. Bu söz Maria’nın kalbini delercesine etkilemişti. Hiç kimse Maria´ya böyle hitap etmemişti. Hiç kimse Maria’nın adını böyle ince ruhlu bir şekilde ifade etmemişti. Şimdi o adamın kim olduğu anlaşıldı. O ölümden dirilmiş olan Jesus´tu. Böylece Maria Jesus´un dirilişini gören ilk şahit oldu. 2. Emmaus yolunda iki öğrenci (Luka 24,13 – 21): Jesus Celile´de Emmaus yolunda iki öğrenciye rastlamıştı. Jesus, iki öğrenciye İncil yoluyla kendisinin neden acı çekmesinin gerekli olduğunun anlamını açıklamış ve onlarla yemek yemişti. Jesus ekmeği bölerken, iki öğrenci onun Jesus olduğunu fark etmişti. 3. 11 Öğrenci (Yuhanna 20,26 – 28): Paskalya Bayramı’ndan sekiz gün sonra Jesus tekrar 11 öğrencisine göründü. Bu sefer öğrencilerin arasında Tomas da vardı. Jesus Tomas´ın inançsızlığını yenebilmesi için ona: “Parmağını uzat, ellerime bak, elini uzat, böğrüme koy. İmansız olma, imanlı ol!” demişti. Tomas ise Jesus´a: “Rabbim ve Tanrım!” demişti. (Yuhanna 20,27 – 28). Tomas Jesus´u Rab´bi olarak idrak etmişti. 4. 7 Öğrenci (Yuhanna 21,1 – 22): Jesus, ilk adanmış olan ve balık avından başarısızlıkla geri dönmüş olan 7 öğrencisine Taberiye Gölü´nün kenarında görünmüştü (Simun Petrus, Tomas, Natanel, Zebedi´nin oğulları ve Jesus´un öğrencilerinden iki kişi daha). Jesus´un sözleri üzerine onlar 153 balık tutmuşlar ve Jesus´la balık yemişlerdi. 5. Celile´de bir dağda 11 öğrenci (Matta 28,16 – 20): Jesus, Celile´de 11 öğrencisine görünerek onlara bütün dünyada misyonerlik yapma görevi vermişti ve dünyanın sonuna dek onlarla birlikte olacağını: “Gidin, bütün milletleri öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adıyla vaftiz edin; size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim” diye söylemişti (Matta 28,19 – 20). 6. 500 İnsan: Jesus´un dirilişi hakkında İncil’in 1.Korintliler 15,6 bölümünde O´nu ayni anda görmüş olan şahitlerden bildiri yapılmıştır. “Daha sonra beş yüzden çok kardeşe ayni anda göründü. Bunların çoğu hâlâ yaşıyor, bazılarıysa öldüler.” 7. Jesus göğe çıkışından sonra da çok kez dirilmiş olarak kendisini gösterdi. İstefanos Jesus´a olan imanından dolayı taşlanırken, o anda göklere bakarak Jesus´u görmüştü. “Kutsal Ruhla dolu olan İstefanos ise, gözlerini göğe dikip Tanrı’nın görkemini ve Tanrı’nın sağında duran Jesus´u gördü. Bakın göklerin açıldığını ve İnsanoğlu’nun (Jesus´un) Tanrı’nın sağında durmakta olduğunu görüyorum” (Elçilerin İşleri 7,55 – 56). Önemli tarihçiler, Jesus Christus´un dirilişinin eski çağda en kesin tarihi olay olarak belirttiler! Örneğin ünlü bilim adamı, Profesör “History of Rome” (Roma’nın Tarihi) adlı üç ciltten oluşan kitabın yazarı ve Oxford´da yeni tarih dalı profesörü Thomas Franz(1795 – 1842) şunları yazmıştı: “İnsanlık tarihinde Tanrı’nın bize verdiği Christus´un ölmesi ve sonra ölümden dirilmesinden başka ciddi bir araştırmayla, daha iyi ve her çeşit tam ispatlanmış bir gerçek bilmiyorum.” Şüpheci ve şarkıcı Wolf Biermann Jesus´un dirilişini “ümitlerin pazarında en güvenilir para birimi” olarak belirtti. Jesus Christus´un dirilişinin bizim için ne önemi vardır? 1. Tanrı’nın sözü kendisini hakikat olarak belli eder: Jesus Christus´un dirilmesiyle İncil’in Eski Antlaşma bölümündeki Mesih´in dirilişi hakkındaki bütün kehanetler aniden gerçekleşti. Peygamber Yeşaya (İncil’in 53,8 – 9 + 11 bölümü) Jesus´un ölümüne, mezarına ve dirilişine şöyle işaret eder: “Acımasızca yargılanıp ölüme götürüldü. Halkımın isyanı ve hak ettiği ceza yüzünden yaşayanlar diyarından atıldı. Onun kuşağından bunu düşünen oldu mu? Şiddete başvurmadığı, ağzından hileli söz çıkmadığı halde, ona kötülerin yanında bir mezar verildi… Bundan dolayı ona ünlüler arasında bir pay vereceğim, ganimeti güçlülerle paylaşacak.” Başka yolla da ispat edile bilindiği gibi[1], İncil hakikatin tanrısal mührünü taşıyan dünya tarihinin tek kitabıdır. 2. Jesus´un dirilmesiyle Tanrı Golgota´da Oğlu Jesus´un kurban edilişini kabul etti: Ne kendi eylemlerimiz, ne de herhangi bir din, hiçbir şey günahlarımızı silmeye muktedir değildir. Sadece Golgota´da Jesus´un çarmıhta döktüğü kan tek geçerli temizleyicidir. (1.Petrus 1,19). 3. Jesus´un temel olarak dirilişi: Jesus´un dirilişi bizim dirilişimizin de temelidir ve bizim de Jesus yoluyla sonsuz yaşama ulaşacağımızın garantisidir, çünkü O bize şunu vaat etti: “Diriliş ve yaşam benim. Bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır. Yaşayan ve bana iman eden asla ölmeyecek” (Yuhanna 11,25 – 26). 4. Jesus´un dirilişi kurtarıcı imanımızın temel direğidir: Jesus´un dirilişinin gerçeği olmadan her türlü imanı beyan etmek boşunadır: “Mesih dirilmemişse imanımız yararsızdır, siz de hâlâ günahlarınızın içindesiniz” (1.Korintliler 15,17). Bir Müslümanla uzun bir tartışmadan sonra, o bana isabetli bir soru sordu: “Eğer birisi Jesus´un dirilmediğini ispat edebilse, imanınız boşuna mı olurdu?” Bunun üzerine ben açık ve anlaşılır bir şekilde şöyle yanıt verdim: “Evet!” Eğer Jesus dirilmemişse, o zaman milyonlarca insan yanlış yolda gittiler, sonra onların ibadetleri ve bütün duaları boşunadır. Tanrı’nın Krallığı için gösterilen etkinlikler boşunadır. Jesus´a inanıp imanından dolayı öldürülenler de o zaman boşuna öldüler. O zaman ölümden sonra hiçbir şey gelmezdi. O zaman ateistler ve evolüsyon yanlıları haklıdır. Ama Jesus dirildi! Ve ondan dolayı Jesus hakkında her vaaz faydalıdır ve Jesus adına hizmet etmek de faydalıdır. Jesus´a iman mutlaka kurtaracaktır! 5. Ölüm yenildi: Jesus´a iman eden kişi, ölüm problemini nihayet çözdü. Pavlus, İncil’in 1.Korinliler 15,54 – 55 + 57 bölümünde Jesus´un ölüme karşı zaferini şöyle açıklar: “Ölüm yok edildi, zafer kazanıldı. Ey ölüm zaferin nerede? Ey ölüm dikenin nerede? Rabbimiz Mesih Jesus aracılığıyla bizi zafere ulaştıran Tanrı’ya şükürler olsun!” 6. Dirilişin gerçekleşmesiyle Tanrı bize zaman ve uzay tecrübemizi aşan bir gerçek gösterdi: Bizim üç boyutlu dünyamız gerçeğin tümü değildir. Jesus bize sonsuzluğun gerçeğini tanıkladı. Sevgili okurlar, Jesus Christus´un dirilişinin sizin işin ne anlamı vardır? Duayla Jesus´a yönelenler, günahlarını ve hayatlarını Jesus´a teslim edenler günahın yükünden kurtarılacaklar ve O´ndan sonsuz yaşamı hediye olarak alacaklar. Jesus, O´na gelenleri asla reddetmeyeceğini vaat etti: “Bana geleni asla kovmam!” (Yuhanna 6,37b). Cennete götüren Jesus´tan başka bir yol yoktur (Elçilerin İşleri 4,12). Çağrıldığınız sonsuz yaşama siz de sımsıkı sarılın! (1.Timoteos 6,12) Emekli Müdür ve Profesör, Dr. Mühendis Werner Gitt [1]  İncil´deki 3268 kehanetin gercekleşmiş olması yoluyla İncil´in hakikat oldugu matematiksel açıdan ispat edilebilir.

Regulärer Preis: 0,00 €
Türkisch: Warum gibt es so viel Leid?
Türkisch: Warum gibt es so viel Leid?

Es gibt wohl kaum eine Frage, die Menschen so sehr beschäftigt, wie gerade diese. Insbesondere taucht sie dann auf, wenn es um Gott geht. Für viele gilt: Wenn es einen liebenden und allmächtigen Gott gibt, dann dürfte es in dieser Welt kein Leid und keinen Tod geben! Ist diese Behauptung zutreffend? Logisch betrachtet kann es vier verschiedene Antworten auf die Frage geben, warum Gott Leid und Tod in dieser Welt zulässt: 1)    Entweder will Gott das Leid beseitigen, aber er kann es nicht,2)    oder er kann es und will es nicht,3)    oder er kann es nicht und will es nicht,4)    oder er kann es und will es. Doch welche Antwort ist die richtige? Genau das werden wir jetzt klären! Neden dünyamızda bukadar çok acı ve ölüm vardır? İnsanların kafasını bu kadar çok kurcalayan bundan başka bir soru hemen hemen yoktur. Özellikle Tanrı konusunda bu soru piyasaya çıkar. Birçok insan şu kanıya varmıştır: Eğer sevecen ve her şeye gücü yeten bir Tanrı varsa, o zaman bu dünyada acı ve ölüm olamaz. Bu iddia doğru mudur? Şimdi bunu inceleyelim. Dört mantıklı olasılık Mantıklı olarak düşünecek olursak, neden Tanrı acı ve ölüme bu dünyada izin verdiği sorusuna dört çeşit ayrı yanıt verilebilir: 1)            Ya Tanrı acıyı yok etmek ister, ama ona gücü yetmez. 2)            Veya Tanrı acıyı yok edemez ve yok etmek de istemez. 3)            Veya Tanrı acıyı yok edecek güçtedir, ama yok etmek istemez. 4)            Veya Tanrı acıyı yok edecek güçtedir ve yok etmek ister. Bu dört yanıttan hangisi doğrudur? Şimdi bunu açıklayalım. Ölüm ve acı her yerdedir Acı ve ölüm bu dünyada peşimizi bırakmaz. Deprem, tornado, yüzyılın büyük selleri, gemi batması ve uçak düşmesi gibi kasıtsız doğal faciaları biliriz. Bir de insanların kasten sebep olduğu faciaları da biliriz. 11 Eylül 2001 yılında 3000 kişinin ölümüne sebep olan islamcı terörcülerin New Yorkt´ta World Trade Center binasına yaptıkları saldırıyı düşünün. 13. Kasım 2015 yılında Paris´teki terör katliamında 130 kişi hunharca öldürüldü. Gazetelerin manşet yazıları yanında herbirimiz er yada geç bazen reddedilmek, kayıp, hastalık, kaza ve ölüm gibi acıları yaşarız. Bazı yeni doğan bebekler özürlüdür veya doğumdan birkaç gün sonra ölürler. Acılar büyük olduğu zaman, insanlar Tanrı´yı suçlar. Bu problemin çözümü için önce tamamen birbirinden farklı iki ayrı tarih görüşünü karşılaştırmak istiyorum. İki zıt görüş Görüş 1 – Evolüsyon inancı: Buna göre dünyamız milyonlarca yıllık geçmişe sahiptir ve ölüm tarihimizin kaçınılmaz bir parçasıdır. Bu teoriye göre acı ve ölüm yaşam yaratan iki müttefik olarak açıklanır. Sadece ölüm sayesinde yeni bir yaşam oluşabilir düşüncesi savunulur. Alman mikrobiyolog Reinhard Kaplan bu konuda şunu yazar: “Planlanmış yaşlanma ve ölüm yaratıklar için ve özellikle insanlar için büyük facia olsa bile, evolüsyonun türümüzü yaratabilmesinin büyük bedelidir.“ Görüş 2 – Tanrı´ya inanç: İncil Tanrı´yı herşeyin yaratıcısı olarak tanıtır. O bütün yarattıklarının bir tek açıklamasıyla “çok iyi“ olduğunu belirtir (İncil, Yaratılış 1,3). Bu değerlendirme bütün yaratıkları ve de ilk insan Adem ve Havva´yı da kapsar. O iki ilk insanın Tanrı´ya itaatsizliğiyle işlediği ilk günahla, Tanrı´nın önceden uyarısına rağmen, insanlar ölüm, acı ve hastalıkları başlarına belâ getirdiler. Böylece “Günahın bedeli ölümdür“ (Romalılar 6,23) kanunu yürülüğe girdi. Günah ve ölüm birbirine çok bağlıdır. Günah, ölüm denen davetsiz misafiri önceden çok iyi olan dünyaya getirdi. O günden beri dünyadaki yaratıklar yıkım ve ölümün pençesine bırakıldı. Bu iki dünya görüşünden hangisi doğrudur? Mantıklı düşünecek olursak, bu ikisinden birinin yanlış olması gerekir. Bütün canlıların hücrelerinde akıl almayacak kadar çok bilgi buluruz. Bunlar organların oluşmasında ve bütün yaşam prosedürlerinin idaresinde çok gereklidir. Maddede bilgi (enformasyon) kendiliğinden oluşamaz. Tabiat kanunlarının bilgisi ile evolüsyon teorisi yıkılabilir.  Böylece sadece ikinci dünya görüşünden yani İncil öğretisinden yola çıkabiliriz. Şimdi acı ve ölümün sebebini bulduk: O Adem ve Havva´dan beri insanların günahıdır. Böylece bütün dünyanın acılarının kökeni açıklanmış oldu. Dünyayı açıklamaya çalışan ve ilk günahı gözardı eden bütün teoriler yanlış temele dayanır. Sonuç: Dünyanın bugünkü berbat durumu bizim suçumuzdur. Facialarda Tanrı´nın davranışı Acı ve ölümün günahın sonucu olduğunu öğrendik. Ama, insanların sebep olmadığı tabiat facialarına ne demeli? Şimdi yüzyılın seli olarak adlandırılan örneğin Elbe ve Mulde Nehirlerinin Ağustos 2002 yılında taşmasını düşünüyorum. İncil´ in Eyüp 12,14 bölümünde şunu okuyabiliriz: “Suları tutarsa kuraklık olur, salıverirse sel götürür.“ İncil´in Amos 3,6 bölümünde bu daha etkili şekilde dile getirilir: “Rab´bin onayı olmadan bir kentín başına felaket gelir mi?“ İncil´in Yeşaya 45,5a+7 bölümü buna benzerdir: “Rab benim, başkası yok…Işığı biçimlendiren, karanlığı yapan, esenliği ve felaketi yaratan, bütün bunları yaratan Rab benim.“ Rabbin kendisini felaket ve facialara sebep olan birisi olarak tanıtması bizi şaşırtır. İlk bakışta bu sözler bizi dehşete düşürür. Tanrı sadece facialara izin vermez, daha daha faciaların yazarıdır. Bu önemsemediğimiz “sevecen Tanrı“ tasavvurumuza hiç de uymaz. Düşünelim bir kere: Aynı Tanrı milyonlarca insanın perişanlık içinde boğulduğu tufana sebep oldu. Aynı Tanrı Amaleklileri kökten yok edip cezalandıracağına karar verdi (1.Samuel 15,2-3). Aynı Tanrı yine İncil´in Vahiy 21,8 bölümünde inançsızlara lanet kararını açıklar. Buna rağmen bu Tanrı sevgidir (1. Yuhanna 4,16). O da “kendisinin biricik Oğlu Jesus Chrustus´u bu dünyaya ölümden sonra sonsuz yaşama kavuşmamız için yollayan aynı Tanrı´dır” (1. Yuhanna 4,9). Bazı insanların özel acısı İncil, genel acı ve günahın da bu dünyanın bir parçası olduğunu öğretir. Şahısların özel acıları ile kendi işledikleri günahları arasında bağ kurulmamalıdır. Bir hastaya ve acı çekenlere kendi şahsi durumunun günahları ile ilişkisi olduğunu bildirmekten uzak duralım. Tanrı, Eyüp´ün adaletli olmasına rağmen, acı çekmesine izin verdi. Eyüp, yaşadığı o yıllarda dünyanın en dürüst adamı olmasına rağmen, çok acı çekti: Bütün çocuklarını, hizmetçilerini ve zenginliğini bir günde kaybetti. İlaveten çok kötü bir hastalığa da yakalandı. Tanrı ona acı çekmesinin sebebini asla açıklamadı, ama o, İncil´de Eyüp bölümünün her okuyucusuna cennetin kulislerinde olağanüstü ve Eyüp´ün bile anlayamadığı senaryolara şahit olmasına izin verir. Tanrı´nın Eyüp´ün acı çekmesine izin vermesinin belli bir sebebi vardı, ama o nedeni ne Eyüp´e, ne de bize açıkladı. Çok nadir olarak Tanrı bazı şahısların acı çekmesinin nedenini açıkladı. Jesus ile elçileri bir kör adamın yanından geçerken, elçileri ona adamın körlüğünün kendisi ve anne-babasının günahı ile ilişkili olup olmadığını sordular. Jesus, Tanrı kendi kudretini şifa sayesinde göstermek istediği için, adamın kör doğduğunu açıkladı (Yuhanna 9,1-7)). Hananya ve Safira cemaate yalan söyledikleri için öldü (Elçilerin İşleri 5,1-11). Sonsuzlukta acı Acı, ölümden sonra başlayan sonsuzluğu göz önünde tutmadan incelenmemelidir! Elçi Pavlus, maluliyetiyle - yani hastalıkları, ağrıları ve kayıpları – övünmek için sebep bulurdu. Onun çektiği acılar işkence, dayak, hapishane, taşlama, gemi kazası, soyulmak, hastalık, yorgunluk, açlık, susuzluk ve soğuktan oluşur (2. Korintliler 11,16,33). Pavlus´un mektupları Mesih Jesus Christus´un ölümden sonra dirilmesi sayesinde bizim için ölümden sonra sonsuz yaşamın mümkün olduğunu gösterir. Bunu göze alacak olursak, çekilen acılar önemsizleşerek küçülür: “Kanım şu ki, bu anın acıları gözümüzün önüne serilecek yücelikle karşılaştırılmaya değmez“ (Romalılar 8,18). Birkaç hastalığından ötürü acı çeken bir arkadaş bana şunları yazmıştı: “Tesellim, bu dünyanın acılarına katlanabilmem için, ölümden sonraki sonsuzluktur.“ Tanrı acı ve ölüme karşı ne yapar? Tanrı´yı acılara karşı bir şey yapmamakla ve geriye yaslanmakla suçlayanlar çök önemli bir hakikati gözden kaçırırlar. Aslında Tanrı, merhametli bir Tanrı´dan beklediğimiz herşeyi çoktan yaptı. Tanrı´nın Oğlu Jesus Christus insan olarak dünyaya geldi ve bizim yerimize bütün acılara ve çarmıhta dehşet verici bir ölüme katlandı. Çünkü Adem´in günahı bütün insalığı feci bir çaresizlik içinde bırakmıştı. Vücudumuz ölse bile, Tanrı bize kendi ölümsüz ruhunu yaratırken üflediği için ölümsüz bir ruha sahibiz. Bilincimiz sonsuza dek yaşayacaktır. Eğer Tanrı günahımıza karşı hiçbir şey yapmamış olsaydı, sonsuza dek Tanrı´dan ayrı kalırdık. Ve böylece de sonsuz acılar içinde olurduk. Günahlarımız yüzünden Oğlu Jesus Christus´u bize göndermesi Tanrı´nın planıydı. Jesus Christus Golgata´da çarmıhta insanlığın bütün günahlarını üstlendi. Günahsız tek insan olarak yüklenecek güçte idi ve böylece Tanrı ve insan arasında günah sayesinde oluşan uçurumu kapattı. O´nun bu kurtuluş eylemi sayesinde herkes Christus´a inanmakla ölümden sonra sonsuz yaşama sahip olabilir (Yuhanna 1,12, Efesliler 2,8-9). Bütün Christus´a ve Tanrı´nın O´nu dirilttiğine inananlar ve O´nu Rab ve Kurtarıcı olarak kabul edenler, öldükten sonra sonsuzluğu Tanrı´nın yanında geçirecekler (1. Korintliler 15, 1-4). Bizi Tanrı´dan sonsuza dek ayrı bırakacak bir yer daha var. İncil, Christus´a inanmayanların “ikinci ölümü“ tadacağı konusunda uyarır, bu da sonsuza dek dehşetli acılar içinde Tanrı´dan ayrı olmak diye tanımlanan cehennemdir (Vahiy 21,8). İncil´in Matta 25,46 bölümünde Jesus bu iki yolu şöyle açıklar: “Bunlar sonsuz azaba, doğrular ise sonsuz yaşama gidecekler.“ Şu iki söz arasında zıtlık yoktur. “Tanrı, her şeye gücü yeten ve sevecen bir Tanrı´dır.“ „Dünya ise acı ve kötülüklerle doludur.“ Eğer Tanrı acı ve ölümü yok etmek isteseydi, ne yapması gerekirdi? Tabii ki, acı ve ölümün nedenini yok etmesi gerekirdi. Acı ve ölümün nedeni günahtır. Böylece günahın nedeni olan biz insanları bu dünyada yok etmesi gerekir. Eğer affedilmemiş günahlarla ölürsek, gideceğimiz tek yer cehennemdir. Oysa bunu Tanrı istemiyor. İnsanlara olan sevgisinden kaynaklanan planı ise şudur: Bu dünyada yaşadıkları kısa süre içinde onları acı ve ölüme bırakıyorum, ama Jesus Christus´un Sevindirici Haber´i onlara bildirilecek. Böylece ölümden sonra sonsuz acıdan kurtulup cennete daveti kabul etme şansına sahip olacaklar. Bundan iki ayrı karar şansı oluşur: „Jesus Christus´a inanan yargılanmayacak; O´na inanmayanlar ise zaten yargılanmıştır. Çünkü Tanrı´nın biricik Oğlu´nun adına iman etmemiştir“(Yuhanna 3,18). Bunun bize sonuçları Bütün düşüncelerimizden sonra başlangıçta bahsettiğim Tanrı´nın dört mantıklı davranış olasılığına geri geliyorum. İkinci numaranın doğru yanıt olduğunu tahmin ettiniz mi? Tanrı acıyı yok edecek güçtedir, ama yok etmez, çünkü o acılar kurtuluşumuza yardımcı olur. Jesus Christus´un bütün günahlarınızı affetmesini bir duayla dileyin. Kendi şahsi Yaratan ve Kurtarıcınız olarak kabul edin ve O´nun izinden gidin ki, ölümden sonra acısız sonsuz yaşama ulaşıp sevinebilesiniz. Emekli Müdür ve Prof.Dr. Mühendis Werner Gitt

Regulärer Preis: 0,00 €
Türkisch: Wer ist der Schöpfer?
Türkisch: Wer ist der Schöpfer?

An verschiedenen Beispielen wird die Genialität der Schöpfung dargestellt. Als Wissenschaftler erklärt Prof. Dr. Werner Gitt, dass die unglaubliche Information, die in der ganzen Schöpfung steckt, einer intelligenten Quelle bedarf. Diese Quelle ist Gott selbst. Die Wissenschaft kann nur das "Was" analysieren, nicht aber das "Woher". Das "Am Anfang schuf Gott Himmel und Erde" der Bibel gibt uns eine Antwort auf die Frage nach der Herkunft des Lebens. Der Gedanke, Gott hätte durch Evolution geschaffen (die so genannte "Theistische Evolution"), untergräbt die Autorität der Bibel und ist mit dem christlichen Glauben unvereinbar. Die Bibel zeigt deutlich, dass Jesus der Schöpfer ist. Jesus hat die Menschen geschaffen und liebt sie hingebungsvoll. Darum lädt Jesus dazu ein, diese Liebe anzunehmen. Dieses Traktat eignet sich besonders gut zur Weitergabe an suchende Menschen! Yemlik, Haç ve Taç İlk felaket Hep felaketler bu dünyayı kasıp kavuruyorlar: 2004 yılının Aralık ayında gelen tsunamide aşağı yukarı 160 bin insan öldü. Titanik gemisinin batması 1522 can kaybına sebep oldu. İkinci Dünya Savaşı ise 50 milyon insanı bu dünyadan süpürüp gitti. Felaketin kökü ise Aden bahçesinde ilk günahla gerçekleşti ve o bu dünyadaki başımıza gelen bütün felaketlerin sebebidir. Aden bahçesinde Adem´in ilk günahı insanları Tanrı´dan ayırdı. İnsan Tanrı´sız sonsuz yitikliğin girdabına kapılır. Tanrı bir tek günaha bile kendi katına girmesine izin verseydi, oraya da insanlar dert ve ölüm getirirlerdi. Tanrı buna asla izin vermiyor. Tanrı´nın yarattığı ve sevdiği insanların O´ndan yüzünü çevirmesine içi sızlıyor. Böylece onlar ölümü seçmiş oldular. Ah, ne acı! Almanca´da bir atasözü vardır: „Ölüme karşı hiç bir ilaç bitkisi yoktur.“ Aden bahçesinde yetişen hiç bir ağaç bile! Ama belki Tanrı ona karşı bir çare buldu! Tanrı´nın çaresi – O Oğlu´nu yolladı Tanrı Aden bahçesinde Adem´in ilk günahından hemen sonra bir kurtuluş planını – şifreli olsa bile – bildirmişti: „Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu birbirinize düşman edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek, sen onun topuğuna saldıracaksın.” (Yaratılış 3,15). Peygamberlerin söylediği sonsuz kehanet zincirinde hep gelecek olan kurtarıcıya işaret ediliyor. Örneğin: “Yakup soyundan bir yıldız çıkacak, İsrail´den bir önder yükselecek” (Çölde sayım 24.17). “Ama sen, ey Beytlehem Efrata, Yahuda boyları arasında önemsiz olduğun halde, İsrail´i benim adıma yönetecek olan senden çıkacak. Onun kökeni öncesizliğe, zamanın başlangıcına dayanır” (Mika 5,1). En son olarak kurtarıcının geleceği haberini bir Melek Yusuf´a doğumunu ve gökten gelen çocuğun adını açıkladı: “Davut oğlu Yusuf, Meryem´i kendine eş almaktan korkma. Çünkü onun rahminde oluşan Kutsal Ruh´tandır. Meryem bir oğul doğuracak. Adını Jesus (yani Isa) koyacaksın. Çünkü halkını günahlarından O kurtaracak” (Matta 1,20-21). Tarih boyunca dünya sahnesinde birçok insan büyük isim yapmıştır: İmparatorlar ve krallar, şairler ve filozoflar, gurular ve sihirbazlar, iyiler ve kötüler. Hiç bir zaman bu dünya Noel gelinceye kadar Tanrı görmedi. Yemlikteki bebek eski Yunanlıların Olimpus dağında veya eski Almanların Wallhall dedikleri yerde tasavvur ettikleri bir tanrı gibi değildi. O içimizden bir tek: “Ben Yaratan´ım, benim sayemde her şey var oldu, var olan hiç bir şey bensiz olmadı” diyebilendi (Yuhanna 1,1+3). “Gerçek Ben´im” (Yuhanna 14,6). “Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir” (Yuhanna 10,11). “Kapı (cennete giden) Ben´im. Bir kimse benim aracılığımla içeri girerse kurtulur“ (Yuhanna 10,9). Dünyaya gelmek için hangi yolu seçmişti? Davul, zurna ile mi, yoksa gürültü patırtı ile mi? Gökyüzünün melekleri ile mi gelmişti? Hayır! Tanrı İsrailli bekâr bir kıza – Meryem – Tanrı´nın Oğlu´nu doğursun diye merhamet göstermişti. Böylece O gelecek kurtarıcı hakkında şu kehaneti kulaklarında tutan Yahudilere de sürpriz yaptı: „İşte kralın, sana geliyor“ (Zekeriya 9,9). „O bütün krallıkları ezip yok edecek“ (Daniel 2,44). Yahudiler ondan dolayı yemlikte hiç bir bebek beklemiyorlardı, aksine onları kurtaracak bir kralı ümit ediyorlardı. Bu kudretle gelen kral Romalıları İsrail´den kovmalı, tahtını Yeruşalim´de kurmalı ve rahip ve Kutsal Kitab´ı öğretenleri bakan yapmalıydı. Ama İsa Mesih böyle gelmediği için onu Yahudiler reddettiler. Onlar O´nun önce çocuk olarak gelmesi gerektiğini söyleyen Kutsal Kitabı´ı öğretenlerin sözlerini duymamazlıktan gelmişlerdi: „Çünkü bize bir çocuk doğacak. Bize bir oğul verilecek“ (Yeşaya 9,5). Sonsuzluğu cennette mi, yoksa cehennemde mi geçireceğimiz tek bir O´na bağlıdır. Kurtarıcı bir Y, H ve T ile işaretlenmiştir. Yemlik (bu Y İsa Mesih´in dünyaya gelişini simgeler.) Haç (Bu H İsa Mesih´in bizi haçla kurtarışını simgeler.) Taç (Bu T İsa Mesih´in Kral olarak ikinci gelişinin hükümdarlığını simgeler.) Yemliksiz haç yoktur! Hacsız taç da! Bizim için ise yemliksiz ve haçsız cennet yoktur. Ondan dolayı Noel (yani İsa Mesih´in doğum günü) olması gerekiyordu. Haçta herkesi kızdıran nedir? Hıristiyan inancının eleştiricileri hep: „Neden bu kadar haçta vahşice ölüm?” sorusunu sorarlar. İnancınızda dönüp dolaşıp insanları infaz etme aletlerine gelirsiniz. Tanrı bizimle anlaşmak için daha yumuşakça bir yolu seçemez miydi? Barışa giden yol neden ölüm, acı, gözyaşı ve kederle döşenmiştir? Biraz kibarca, estetik ve zevkli olamaz mıydı? Tanrı bizim insan olarak yetersizliğimize bir gözünü yumamaz mıydı? Bütün bu „neden?“ soruları, günahı önemsemediği için tutmuyor. Bu önemsemezlik devrimizin bir hastalığı olsa gerek. Sadece haçta hiç bir filozof ve derin düşüncelilerin kitabında olmayanı okuyabiliriz: Haç, insanlarla Tanrı arasında günahın ne kadar büyük bir uçurum yarattığını gösterir. Uçurum o kadar ölçülemeyecek kadar büyüktür ki, cehennem onun sonucudur (Matta 5,29). Hac, Tanrı´nın biz insanlara olan sevgisinin ne kadar ileri gittiğini nitekim biricik oğlu Isa Mesih´i kalbinden söküp atması ile bize gerçekçi bir tasavvur yolu gösterir. Hac, Tanrı´nın en derin aşağılamasıdır. Uzayın ve bütün canlıların Yaratanı kendisini savunmadan bir eşkıya gibi haça gerilmesine izin verir. Günahın ne kadar büyük pahası! Evet, bu sayede her günahkârı kendine davet ediyor: „Bana geleni asla kovmam“ (Yuhanna 6,37). Bu da demektir ki; gelmeyen kayıptır – sonsuza dek! Haç, bütün insanların uydurdukları kurtuluş yollarının sonuna işaret eder. Ondan dolayı sadece İsa Mesih “Benim aracılığım olmadan Baba´ya kimse gelemez!” diye söylemişti (Yuhanna 14,6). Bütün dinler haça karşı sadece çölde parlayan şaşkın insanlığın serabıdır. Noel haberi ile haç haberi eşi benzeri görülmemiş bir kurtuluş haberidir: „Çünkü İnsanoğlu (Isa Mesih) yitikleri mutlu etmek için geldi” (Matta 18,11).  O yine gelecek Isa Mesih ikinci kez bu dünyaya gelecek. O zaman, O yemlikte bebek olarak değil, nitekim kral, hakim ve dünyanın hükümdarı olarak gelecek. O Matta 24,30 ayetlerinde bu olayı açıkça şöyle söyledi: “Ve o zaman gökyüzünde İnsanoğlu´nun belirtisi görülecek. Yeryüzündeki bütün milletler ağlayıp dövünecekler, İnsanoğlu´nun gökteki bulutlar üzerinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler.” Ne güzel sevinç nedeni! Dünyanın yaratıcısı görünecek! Dünyanın kurtarıcısı gelecek! Ama neden Vahiy 1,7 ayetinde:  “O´nun için dövünecek yeryüzünün bütün halkları!” Neden “Dağlara, kayalara üzerimize düşün, Tahtta oturanın yüzünden, Kuzu´nun gazabından saklayın bizi!” diyecekler (Vahiy 6,16)? İnsanların çoğu yaşadıkları zaman Isa Mesih´e karar vermenin gerekli olduğunu duymalarına rağmen O´na „hayır!“ dediler. Şimdi onlar yitik ve verdikleri kararları değiştiremezler. Ne yazık ki, onlar için çok geç. Ondan ötürü dövünüp ağlayacaklar. İnsanların çoğu İsa Mesih´in olmadığı yoldan gidiyorlar. Bu yönden onların fantezi gücü çok geniş. Örneğin, köpeği ile bir çiftlikte yaşayan ünlü Amerikan artisti Shirley Mac Laine şöyle diyor: “Köpeğim Terry ile hatta yanımda kendi tanrım var. O köpek biçiminde olan Mısır tanrısı Anubis´in ruhunun göçüdür. Size acayip gelebilir ama, Terry ve ben eski Mısır´da en azından ortak bir hayat yaşadık. O köpek tanrısı, ben ise prenses olarak. Şimdi hayat bizi yine birbirimize kavuşturdu.“ İsa Mesih herkese görünerek gelecek: „İste bulutlarla geliyor! Her göz onu görecek, O´nun bedenini deşmiş olanlar bile. O´nun için dövünecek yeryüzünün bütün milletleri“ diye O´nun öğrencisi Yuhanna Vahiy 1,7 ayetinde yazar. 23. Temmuz 1969 yılında Neil A. Armstrong ilk insan olarak aya ayağını bastığı zaman 500 milyon insan onu televizyonda seyretti. İngiltereli Lady Diana trafik kazasında öldü. 6 Eylül 1994 yılında, Londra´da dünyanın en büyük cenaze töreni yapılırken bu töreni 2,5 milyar insan – dünya nüfusunun yüzde kırkı - televizyonda izledi. Ondan dolayı onun ölümü global cenaze töreni olarak tarihe karıştı. Ama İsa Mesih´in gelişi için hiç bir kamera gerekli değil. Bütün insanlar dünyanın en büyük bu olayını gözleriyle görecekler. İsa Mesih herkese görünecek. Bu sadece dünyada yaşayanlar için değil, insan tarihinde gelmiş, geçmiş bütün insanlar için de. Bu yazıyı okuyanlar da. O zaman sadece bir tek soru tartışılacak: Hangi gruptanım? Kurtulanların mı, yoksa yitirilenlerin grubundan mı? Isa Mesih aniden yine gelecek: „Çünkü İnsanoğlu´nun gelişi doğuda çakıp batıya kadar görülen şimşek gibi olacaktır“ (Matta 24,27). Bir anda bütün dünyada görülecektir. Hangi vakitte olacak? Bu sorunun yanıtını Luka 17,34 ayetinde buluruz. „O gece aynı yatakta olan iki kişiden biri kabul edilecek, öbürü reddedilecek.“ Yani İsa Mesih gece mi gelecek? Ama iki mısra sonra Kutsal Kitap´ta söyle yazıyor: „Tarlada iki kişiden (= gündüz) biri kabul edilecek, öbürü ise reddedilecek.“ Amerika´yı keşfeden Kolombus´un bu sözleri bilip bilmediğini bilmiyorum. Bilseydi şu sonuca varabilirdi. Isa Mesih´in gelişi aynı anda görülecekse ve İncil bunu hem gündüz, hem de gece olayı olarak tasvir ediyorsa, bu sadece kürede mümkündür. Bu iki mısra bize daha önemli şeyleri gösteriyor. İsa Mesih´in geri gelişinde insanlar ikiye bölünecek: kabul edilenler ve reddedilenler. Böylece insanların esas problemleri konu olacak. Sadece bir tek soru yeterlidir: kabul edilenler mi, yoksa reddedilenler grubundan mıyım? Karar verdin mi? Tanrı hepimizi kendi iradesi ile hareket eden bir şahsiyet olarak yarattı. Bu durum bizim hayvanlardan daha farklı olduğumuzu gösterir. Özgür istek ve irademiz bize ikisini de; hem Tanrı´dan uzaklaşmaya, hem de Tanrı´ya yaklaşmaya izin verir. Tanrı İsa Mesih sayesinde bize cennetin yolunu göstermek için her şeyi yaptı. Buna rağmen İncil açıkça ve uyarıcı olarak kurtuluş yolundan herkesin gitmeyeceğini öğretiyor. Tanrı ne yapabilir? Bizim özgür irademizi elimizden mi alsın? O zaman şahsiyetimizi çalmış olurdu ve biz sadece onun makinesi, kuklası ve plana göre çalışan robotu olurduk. Bu dünyada ve öbür dünyada özgür irade ve karar şahsiyetimizin bir parçasıdır. Sonsuza dek kaldığımız yer bizim kararımıza bağlıdır. Gelecek günlere hazırlandık mı? İncil´deki on bakirenin misali gibi Rab´bimiz İsa Mesih bizi hazırlanmaya uyarıyor. Bizi o misalle düşünmeye sevk ediyor: On bakirenin hepsi imanlıydı ve „ düğün şöleninin“ olacağından emindi. Buna rağmen inandıkları gibi davranmadılar. Onlardan sadece beş tanesi amaca ulaştı. Hazır olmayanlara İsa Mesih: “Ben sizi tanımıyorum!” (Matta 25,12) diyecek. O zaman sonsuza dek yaşamı kaçırmış olacaksınız. Heinrich Kemner´in söylediği gibi: „İnsan cehennem uykusuna yatabilir!“ sözü gerçek olabilir. Hermann Bezzel´in çok enerjik uyarısı şöyledir: „Kilisenin banklarını sürte sürte eskitmelerine rağmen reddedilirler.” Sadece vakiayi kabul eden „imanlılar“, ama şahsi yaşamlarında gercek inancı olmayanlar sonsuz yaşamı tehlikeye düşürürler. Üçü ya da hiçbiri! Her yıl Noel´de İsa Mesih pek çok insan tarafından yemlikteki İsa bebek olarak kutlanır. Ve sonuçta da öyle kalır. Ama Y, H ve T birbirinden ayrılamaz. İnsan olması için yemlik, çektiği acıların haçı ve ondan sonra ölümü yenip göğe çıkması ve krallığının tacı yeniden geri gelişinde herkese açıklanacağı, İsa Mesih´in bölünmez bir parçasıdır. Bu Tanrı´nın başlangıçtan beri dünyadaki ilk günaha karşı planladığı kurtuluştur. Son facia ise insanların İsa Mesih´siz yaşadığı cehennem olacaktır. Ne yazık ki, bu facia tarihin en büyük faciasının kıydığı candan daha büyük olacaktır ve bu can kıyımı sonsuza dektir. Noel´de – ama sırf o zaman değil - Tanrı bize şahsen yemlik haç ve tacı kabul edip etmemek istediğimizi sorar. Eğer evet diyorsanız, Isa Mesih´in sizin günahlarınızı affetmesini kabul etmiş oluyorsunuz. Onu bir dua ile tamamlayın! Duanız şöyle olabilir: “Rab´bim Jesus Christus; İsa Mesih, sadece senin sayende cennete girebileceğimi okudum. Seninle cennette olmak istiyorum. Beni suçlarımdan dolayı gideceğim cehennemden kurtar. Beni çok sevdiğin için de ve bütün suçlarımın bedelini haçta ödedin. Bütün suçlarımı – hatta çocukluğumdan beri – görüyorsun. Bütün hatırladığım ve çoktan unuttuğum günahlarımı biliyorsun. Kalbimin bütün eğilimini biliyorsun. Önünde açık bir kitap gibiyim. Olduğum gibi sana gelip cennete birlikte olamam. Lütfen, beni üzen günahlarımı affet. Hayatıma gir ve onu yenile. Senin gözünde uygun olmayanı bırakmama yardım et ve bana senin lütfünü getiren yeni alışkanlıklar ver. İncil´deki sözlerini kavramama yardımcı ol. Bana söylemek istediklerini anlamama yardımcı ol. Bana sadık bir kalp ver ki, senin sevdiğini yapayım. Şu andan itibaren Rab´bim ol. Senin yolunda olmak istiyorum ve bana hayatımın her yönünde gitmem gereken yolu göster. Duamı duyduğun için teşekkür ederim. Şimdi ben günün birinde cennette olacak Tanrı´nın çocuğuyum. Amin.” Müdür ve profesör Dr. Mühendis Werner Gitt

Regulärer Preis: 0,00 €
Türkisch: Wie komme ich in den Himmel?
Türkisch: Wie komme ich in den Himmel?

Die grundlegende Frage, die suchende Menschen sich stellen, wird hier von Prof. Dr. Werner Gitt beantwortet. "Wie findet man den Himmel?" Auf jeden Fall nicht durch eigene Anstrengungen oder Konzepte. "Was aber bringt uns wirklich in den Himmel?" Gott hat die Einladungen für den Himmel schon verteilt wie im Gleichnis des Menschen, der zu einem großen Fest Einladungen verschickte. Doch viele Menschen redeten sich heraus. Prof. Dr. Gitt ruft dazu auf, nicht so "kurzsichtig" wie diese Leute zu sein. Jesus will uns vor der Hölle erretten und diese wird kein Vergleich zu der sogenannten "Hölle von Auschwitz" sein. Er hat am Kreuz für unsere Schuld bezahlt, wir müssen diese Einladung nur annehmen, dann ist ein Platz im Himmel "gebucht". Ein Entscheidungsgebet soll den Lesern dabei helfen. Dieses Traktat eignet sich besonders gut zur Weitergabe an suchende Menschen! Cennete nasıl gidebilirim? İnsanlar, sonsuzlukla ilgili sorular hakkında pek konuşmazlar. Bunu, sonlarını düşünen insanları izlediğimizde bile görebiliriz. 1975 doğumlu Amerikalı sinema oyuncusu Drew Barrymoore çocuk yaşlarda çevirdiği fantazi filmi E.T.’de başrolü oynamıştı. 28 yaşına geldiğinde şöyle demişti: “Eğer kedimden evvel ölecek olursam, küllerimi kedime yemek olarak verin. O zaman en azından kedimin bedeninde yaşamaya devam edebilirim“. İnsanın ÖLÜM‘ün ne olduğundan haberi olmaması ve bu denli kör olması korkutucu değil mi? İsa Mesih dünyada yaşadığı sürece, birçok insan kendisine gelip isteklerde bulunmuştu. Bu isteklerin hemen hemen hepsi dünyasal türden şeylerdi: On cüzamlı sağlıklarına kavuşmak istiyordu (Luka 17:13). Körler görmek istiyordu (Matta 9:27). Bir diğeri miras konusunda yardım istemişti (Luka 12:13-14). Ferisiler Kayser'e ödenecek vergiye ilişkin soru sorarak tuzak kurmak istemişlerdi (Matta 22:7). Oysa çok az insan İsa Mesih‘e gelip cennete nasıl gidebileceğini öğrenmek istemişti. Zengin bir genç, İsa Mesih‘e şu soruyu yönelterek cevap aramıştı: „İyi öğretmen, sonsuz yaşamı miras almak için ne yapayım?“ (Luka 18:18). Yüreğinin bağlı olduğu tüm servetini satıp İsa'yı izlemesi gerekirdi. Ama çok zengin olduğu için bu öğüde kulak vermeyerek cennetten vazgeçmişti. Bunun yanında, cenneti aramayan, ama İsa Mesih ile karşılaştıklarında cennete giden yol hakkında bilgilendirilenler de vardı. Onlar bu öneriye kulak verip hemen bu yolu izlemişlerdi. Örneğin, Zakkay mutlaka İsa'yi görmek isteyenlerdendi; ve umduğundan çok daha fazlasını buldu. O, sadece İsa'yı görmekle kalmadı, ama İsa Mesih onu kendi evinde ziyaret ettikten sonra, Zakkay cennete giden yolu bulmuştu. İsa Mesih ona şöyle demişti: „Bugün, bu eve kurtuluş geldi“ (Luka 19:9). Cennete giden yol nasıl bulunur? Şimdiye kadar söylenenlerden anladığımız şu: Cenneti, senin tövbe etmenle belirli bir günde bulabilirsin. İşte, sevgili okuyucu, bunu bilmen senin için çok önemli ve faydalıdır. Tanrı‘nın senin için hazırladıǧı sonsuz yaşama kavuşma günü bugündür. Cennette, yani Tanrı’nın egemenliğine girmenin yolu başarılı ve iyi işlere (amellere) bağlı değildir. Cennete, Tanrı’nın sonsuz yaşantısının egemenliğine (sağladığı sonsuz yaşama) hiçbir hazırlık yapmadan kavuşabilirsin. Tanrı’nın cennete ilişkin ifadelerini göz önünde tutarsak, insanın tasarıları ve yaptığı iyi işler sayesinde cennete girebilme düşüncesi tamamıyla yanlıştır. Bir pop şarkıcısı, yıllarca bir sirkte çalıştıktan sonra işinden ayrılan bir palyaço hakkında şöyle bir şarkı söylemişti: „Mutlaka cennete gidecek, çünkü birçok insani, güldürerek mutlu kıldı“. Diğer bir örnek: Bir hayır derneği kurarak 20 kadına ev açan çok zengin bir bayanın şartı şu olmuştu: Bu evde kalan her kadın günde 1 saat bu hayırsever zengin bayanın kurtuluşu ve sonsuz yaşama kavuşması için dua etmek zorundaydı. Gerçekten bizleri cennete götürecek şey nedir? Bu soruya net bir cevap vermek isteyen İsa Mesih bir benzetme anlattı. İncil‘in Luka 14,16. bölümünde, büyük bir şölen vermek isteyen ve belirli insanlara davetiye gönderen bir insandan söz edilir. (Benzetmedeki ziyafet, cenneti; davet eden kişi de Tanrı‘yı simgelemektedir). Özür dileyip davete gelemeyeceklerini bildirenlerin verdikleri yanıtlar hayal kırıcıdır! Birincisi şöyle bir neden öne sürer: “Bir tarla satın aldım…” İkincisi, “Beş çift öküz aldım…” Üçüncüsü ise, “Ben evlendim, bu nedenle gelemiyorum” der. İsa Mesih benzetmeyi, şöleni veren ev sahibinin kararıyla bitirir: „Size söyleyeyim, çağrılan o adamlardan hiçbiri akşam yemeğimden tatmayacaktır“ (Luka 14:24). Bu sözlerle açıkça anlaşılıyor ki, insan cenneti kazanabilir de, kaybedebilir de! Buradaki püf nokta, daveti kabul etmek ya da etmemektir. Cennete girmenin bundan daha kolay başka bir yolu yoktur herhalde! Günün birinde birçok insan cennete giremeyecekse, bunun nedeni cennete giden yolu bulamamak değil, ama cennete gitmek için edilen daveti red etmek olacaktır. Bu benzetmede anlatılan insanlar bizim için örnek değiller, çünkü onların hiçbiri yapılan çağrıya ‘evet’ deyip şölene gitmedi. Peki onlar daveti kabul etmediler diye şölen olmayacak mı? Elbette olacak! Onların red yanıtlarından sonra, ev sahibi bu sefer herkesi davet ediyor. Artık altın harflerle yazılmış davetiyeler göndermiyor. Sadece bir çağrıda bulunuyor: „Şölene gel“. Bu çağrıya kulak verip daveti kabul eden herkese kesin bir yer verilecek bu şölende. Peki benzetme nasıl devam ediyor? Evet, insanlar akın akın şölene gelirler… Bir süre sonra ev sahibi bakar ki, daha boş yerler var! Hizmetkarlarına, „Yollara...çık ve onları içeri girmeye zorla...“ der. İşte bu benzetmeyi kendi güncelik yaşantımızla karşılaştırmak istiyorum, çünkü öyküde gelinen nokta, bizim bugünkü durumumuzu dile getirmektedir. Cennette halen daha boş yerler var ve Tanrı sana şöyle sesleniyor: „Gel ve cennetteki yerini al! Akıllı ol ve sonsuzlukta yerini ayırt! Bunu bugün yap!“ Cennet akıl almaz güzel bir yer ve bu yeri İsa Mesih büyük bir şölen ile kıyaslıyor. 1. Korintliler 2. Bölüm, 9. ayette şöyle yazılıdır: „Gözün görmediği ve kulağın işitmediği ve insanın yüreğine girmediği, Tanrı'nın kendisini sevenlere hazırladığı şeyler...“. Bu dünyadaki hiç, ama hiçbir şey cennetin güzelliği ile biraz olsun karşılaştırılamaz. O kadar güzel o yer ki! Cenneti hiçbir şekilde kaçırmamalıyız, çünkü o paha biçilmeyecek kadar kıymetlidir. Sadece bir tek kişi bizlere cennetin kapılarını açtı. Bu Tanrı´nın Oğlu İsa Mesih´tir. Cennete girmenin bu kadar kolay olmasını, işte bu yüzden İsa Mesih‘e borçluyuz. Şimdi artık her şey, bizim isteyip istemememize bağlı. Sadece yukarıdaki benzetmede geçen üç türlü insan gibi bu daveti kabul etmezler. Kurtuluş sadece İsa Mesih sayesinde gerçekleşir Elçilerin İşleri 2:21‘de çok önemli bir ayet okuruz: „…Her kim Rab'bin adını çağırırsa kurtulacak“. İşte bu, İncil‘in hayati ayetlerinden biridir. Elçi Pavlus Filipi’de bir hapis-hanedeyken, bir gardiyanla yaptığı konuşmasını şu sözlerle noktalar: „Rab İsa Mesih‘e iman et, sen de ev halkın da kurtulursunuz“ (Elç.İşleri 16:31). Bu haber kısa, ama etkin ve yaşam değiştiricidir. Aynı akşam gardiyan İsa Mesih‘e iman etti. İsa Mesih insanı ne gibi bir şeyden kurtarır? Mutlak bilmemiz gereken şey: Sonsuz bela ile (acılarla) dolu cehenneme giden yoldan kurtarır. Cennet ve cehennem ilişkin olarak Kutsal Kitap insanların sonsuzluklar boyunca orada kalacaklarını yazar. Biri feci korkutucu, diğeri ise olağanüstü güzel bir yer! Üçüncü bir yer yok. Bir kimse, “Öldükten hemen sonra, ölümle her şey bitmiştir” iddiasında bulunamaz. İsa Mesih‘in kişiliğinde son karar verilmiştir. Sonsuz yaşam bir tek şahsa bağlıdır: İSA MESİH ve O'na olan baǧlantımız! Polonya´da yaptığım bir konuşma gezisi sırasında, Auschwitz şehrindeki eski Nazi İmha kampını (KZ) ziyaret ettik. Bu  imha kampi İkinci Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından Polonya´nın güneyinde kurulmuştu. Nazilerden zulüm görenler Auschwitz´de sistematik bir şekilde öldürülüp dehset verici şeyler orada oldu. 1942´den 1944´e kadar orada 1,6 milyon insan, başta Yahudiler olmak üzere gaz odalarında öldürülüp daha sonra yakılarak yok edilmişti.  Bu yer tarihte „Auschwitz cehennemi“ olarak geçmektedir. Biz, her birinin 600 kişilik bir kapasitesi olan gaz odalarını dolaşırken, ben „cehennem“ tanımlaması üzerinde düşünüyordum. Tasvir edilemeyecek kadar korkutucu bir yerdi. Peki, ama gercekten burası cehennem miydi? Artık burada hiçbir insan işkence görmeyecek ve zehirlenmeyecek, çünkü günümüzde müze haline getirilen bu İmha Kampı’na ait gaz odalarının işlev gördükleri zaman sınırlıydı. Ama Kutsal Kitap‘ta geçen cehennem sonsuzdur. Müzenin girişinde, duvara kazılarak yapılmış ve İsa Mesih‘in çarmıha gerilişinin simgelediği bir resim gözüme ilişti. Buraya hapsedilmiş bir kişi tüm umudunu bir çiviyle duvara kazımıştı anlaşılan. Bu sanatçı da gaz odalarının birinde ölmüştü, fakat önceden İsa Mesih'i Kurtarıcısı olarak kabul edip O'na iman etti; ve yaşamını, kurtarıcısının İsa Mesih olduğu bilinciyle kaybetmişti. Evet, korkunç olan bir yerde ölmüştü, ama cennet, kapılarını ardına kadar ona açmıştı. İsa Mesih‘in, örneğin Matta 7:13, Matta 5:29-30, Matta 18:8 gibi ayetlerde uyardığı cehennemden, oraya vardıktan sonra kaçıp kurtulmak olanaksızdır. İşte bu gerçek cehennem, sonsuzluklar boyunca işkence yeri olduğu için bir müze gibi ziyaret edilemez. Cennet de sonsuzdur. İşte Tanrı’nın bizi götürmek istediği yer burasıdır. Cennete davet edilmeyi kabul edin. Rab‘bin ismini tüm yürek ve imanla çağırın ve böylece kurtulup cennete gidebilirsiniz. Hemen Rab'bin adını çağırın ve cennette bir yer ayırtın! Bir konferans sonu, konuşmayı dinleyen bir bayan tedirgin bir şekilde, „Cennette yer ayırtılabilir mi? Bu seyahat acentası mı?“ diye sordu. Kendisi, „Evet, kim yer ayırtmazsa, hedefe ulaşamaz. Antalya’ya gitmek istiyorsanız, geçerli bir bilete ihtiyacınız var“ diye yanıtladım. Bayan, „Ama böyle bir biletin bedeli var, değil mi?“ diye devam edince, şöyle bir yanıt verdim: „Evet! Tabii cennete götüren biletin bedelinin de ödenmesi gerekli! Ama o kadar pahalı ki, hiçbirimiz bunun bedelini ödeyemeyiz. Günahlarımız bunu engelliyor. Tanrı, cennetinde, yani kendi katında günaha göz kapatamaz. Dünyadaki yaşantısından sonra gelecekteki sonsuzluğu Tanrı’yla beraber cennette geçirmek isteyen kişinin, ilk önce suçlarından arınması, azat olması gereklidir. Bu yükümlülükten kurtulması da ancak suçsuz, günahsız bir kişinin etkinliğiyle olur… Bu kişi, İsa Mesih‘tir. Bu bedeli ödeme gücüne bir tek O sahiptir! İsa Mesih bu bedeli çarmıhta ölerek kanıyla ödedi.“ Öyleyse şimdi ben cennete girebilmem için ne yapmalıyım? Tanrı, hepimizi kurtuluşa davet ediyor. Kutsal Kitap’ın birçok ayeti bunu önemle vurgulayarak, Tanrı‘nın bu davetine, yani cennet çağrısına kulak vermemizi sağlık veriyor. Örneğin: „Dar kapıdan içeri girmeye gayret edin!“ (Luka 13:24). „Tövbe edin, çünkü Göklerin Krallığı yaklaştı“ (Matta 4:17). „Dar kapıdan içeri girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir, ve ondan girenler çoktur. Çünkü yaşama götüren kapı dar, ve yol sıkışıktır ve onu bulanlar azdır“ (Matta 7:13-14). „...Sonsuz yaşamı sıkı tut, , bunun için çağrıldın“ (1.Timoteos 6:12). „Rab İsa Mesih'e iman et, sen de ev halkın da kurtulursunuz“ (Elçilerin İşleri 16:31). Bu ayetlerin hepsi de sarsıcı, teşvik edici, uyandırıcı ve önemlidir. Metinleri okurken ciddiyeti, kararlılığı ve zorunluluğu sezinlememek elde değil! Sonuç itibarıyla, nihai olarak cenneti hedefleyen bu daveti kabul ettiğimizi şu sözlerle dile getirebiliriz: „Rab İsa Mesih, bugün cennete nasıl girebileceğimi okudum. Ben de günün birinde cennette senin yanında olmak istiyorum. Suçlarım yüzünden aslında gitmem gereken yer olan cehennemden beni kurtar. Senin için çok değerli olduğum için, beni sevdiğin için sen suçumun bedelini çarmıhta ölerek ödedin. Çocukluğumdan beri yaptığım her hatayı sen biliyorsun. Bilinçli ya da bilinçsiz olarak işlediğim tüm günahları sen biliyorsun. Yüreğimin tümünü sen bilirsin. Senin önünde ben açık bir kitap gibiyim. Olduğum gibi gelip cennette seninle yaşayamam, bu olanaksız. Hatalarım ve günahlarımdan dolayı hem pişmanım hem de üzgünüm, lütfen beni bağışla. Şimdi yaşantıma gel ve beni yenile. Senin önünde doğru olmayan ne varsa hepsini sana getirmeme yardim et. Senin gözünde iyi, doǧru ve yaşam dolu yolunda beni yürüt ve beni bereketle. Kutsal Kitap, bana neler söylemek istediğini anlamama yardim et. Bana temiz, uysal ve itaatkar bir yürek ver ki, seni hoşnut edebileyim. Bu andan itibaren benim Tanrım sen ol. Ben seni izlemek istiyorum; bana, yaşantımın her alanında yürümem gereken sevgi ve yaşam yolunu bana göster. Beni duyduğun için ve ben artık sonsuzluklar boyunca seninle beraber olacağım için, senin çocuğun olduğum için sana minnettarım. Amin!“ Direktor und Professor a. D. Dr.-Ing. Werner Gitt

Regulärer Preis: 0,00 €
Türkisch: Wunder der Bibel
Türkisch: Wunder der Bibel

Wir leben im 21. Jahrhundert und haben gerade in den letzten Jahrzehnten von überwältigenden Erfolgen der Wissenschaft gehört: Dem Menschen gelang der Flug zum Mond, das Schaf Dolly wurde geklont und das Genom des Menschen sequenziert. Kann man in solch aufgeklärter Zeit noch an die Wunder der Bibel glauben? Sind die Auferstehung der Toten, die plötzliche Heilung von Schwerkranken oder physikalische Wunder wie die augenblickliche Stillung des Sturmes auf dem See Genezareth dem heutigen Menschen noch zumutbar? Der Autor und Wissenschaftler Werner Gitt geht in dieser Schrift auf diese und ähnliche Fragen ein. Dieses Traktat eignet sich besonders gut zur Weitergabe an suchende Menschen! İncil’in Mucizeleri Mucizeler, ilk bakışta bilimin derin izler bıraktığı yüzyılımızda gerçek dışıymış gibi izlenim bırakırlar. Özellikle geçmiş yüzyılın son yarısında çığır açan buluşlarla, bilimsel ve teknik başarılara ulaşıldı. 1938 yılında Alman icatçı Konrad Zuse (1910-1995) tarafından dünyada ilk defa programla çalışan bilgisayar yapıldı. 1. Aralık 1967 yılında Güney Afrika Devleti vatandaşı Doktor Christiaan Barnard (1922-2001) tarafından bir insana başarılı olarak kalp nakledildi. 21. Temmuz 1969 yılında ilk defa bir insan ayağını aya bastı. Astronot Neil Armstrong dünya uydusundan gururla şu sözü söyledi: “Bir insan için küçük bir adım, ama insanlık için dev bir adım.” İskoçyalı embriyolog Ian Wilmut 1996 yılında Dolly adında koyunu klonladı. Bu birkaç örnek bilimde insanlar için sınır yokmuş izlenimini bırakabilir. Birçok çağdaşlarımız bilime olan inancından ötürü İncil’e olan inancını yitirmiştir. Kitapların kitabı İncil’de bilimsel olarak anlaşılması mümkün olmayan birçok şey yazılı olduğu için ona itiraz ederler. Örneğin: Bir bakirenin çocuk doğurması Ölülerin dirilmesi Körlerin görmesi, felçlilerin aniden yürüyebilmesi Güneşe “Dur!” diye emir veriliş İncil’in mucize fenomeniyle yüzleştirilip 21. yüzyılın modern insanının bunu kabul etmesini bekleyebilir miyiz diye kendimize sorabiliriz. Önce yanıt olarak geçici bir mucize açıklamasını D1 olarak belirleyelim: D1: Mucize, aniden ve önceden kestirilmeden oluştuğu için hayrete düşürür ve normal izlemelerimizle çelişkilidir. Eğer mucizeler beklenilmeyen bir şey ise, o zaman beklenilen şey nedir? Bu soru bize açıkça mucizeler (beklenmeyenler) ve mucize olmayanlar (beklenenler) arasında ara hattı çizmemize yardımcı olur. Bütün dünyamızdaki olaylar belli bir çerçeve içinde tabiattaki kurallara göre gerçekleşir. Bu değişmez kurallara tabiat kanunu adı verilir. Tabiat kanunları hakkında bildiklerimize göre, onlar dünya yaratıldığı günden beri sabittir. Çeşitli teknik icatların yapılabilmesine olanak sağlarlar ve hayâlimizde tasavvur ettiğimiz bazı işlemlerin gerçekleşmesi imkânsız olduğunu gösterirler. Tabiat kanunlarına hayret Tabiat kanunlarının etkisine yeteri kadar hayret edebilir miyiz? Onlar büyük işler başarırlar. Geçenlerde Hamburg limanındayken, bir geminin suda nasıl yavaş yavaş hareket ettiğini gözetlemiştim. O anda düşünürken, Arşimet’in keşfettiği (m.ö.287-212) bir tabiat kanunu aklıma geldi: “Sıvıya batırılan bir cisim kendi ağırlığı kadar sıvıyı taşırır.” Bunun ne kadar harikulade bir olay olduğunun farkına vardınız mı? Örneğin bir fare gemiye binerse, o anda gemi aniden farenin ağırlığı kadar liman suyuna dalar. Bu dalma derinliğini ölçmek mümkün değildir, çünkü geminin tam biçimini bilemeyiz. Bazı yerlerinde boya pul pul olmuştur. Belki geminin uskurunun bir kısmı suyun üstünde olabilir. Bu detaylar hesaplamak için dikkatle göz önünde bulundurulmalıdır. Gerçekte bu Arşimet kanunu farenin gemiye binmesiyle dakik ve doğru gerçekleşir. Geminin farenin ağırlığı kadar suyun içine dalabilmesi için su moleküllerine geriye çekilme emrini kim verir? Bu tabiat kanunu sırf Hamburg limanındaki gemi için değil, dünyanın bütün gemileri için geçerlidir. Hem küvetteki oyuncak ördek, hem de gölde ve derede yüzen ördek için de geçerlidir. Ördeklerde hesaplanması mümkün olmayan tüy biçimi ve yapısı onun dalma derinliğini ölçebilmeye imkân vermez. Çok basit açıkladığımız, ama karmaşık sonuçların hesabını gerektiren bu tabiat kanunu şartlarının her yerde ve her zaman dosdoğru yerine gelmesini kim sağlar? Bu hesaplamaları yapıp da sonuca göre her şeyin yerine gelmesini sağlayan birisinin olması gerekir! Tabiat kanunlarının yerine gelmesini kim sağlar? Gerçekten tabiat kanunlarının yerine gelmesini sağlayan birisi vardır. İncil’in Koloseliler 1,17 bölümünde şunu okuruz: “Her şey varlığını O´nda sürdürmektedir.” Bu dünyanın varlığını sürdürten ayni anda onu yaratandır: “Nitekim yerde ve gökte, görünen ve görünmeyen her şey… O´nda yaratıldı. O´nun aracılığıyla ve O´nun için yaratıldı” (Koloseliler 1,16). Bu her şeyin yaratıcısı aynı anda koruyucusu olan Jesus Christus´tur. Şöyle de söyleyebiliriz: Jesus, mikroskobik canlılar dünyasından evrene kadar her şeye egemendir. Yaratılış, tabiat kanunları aracığıyla gerçekleşmiş bir olay değildir. Burada Yaratan sözünün kudreti, gücü ve bilgeliği yoluyla her şeye şekil verdi. Bunun için tabiat kanunlarına ihtiyacı yoktur. Böylelikle tabiat kanunları yaratılışın sebebi değil, sadece sonucudur. Yaratılışın tamamlanması ile tabiat kanunları harekete geçti ki, her olay bu kanunlara göre sonuçlansın. Tabiat kanunlarının her yerde ve her zaman etkisini göstermesinin garantisini Jesus sağlar. Onun için ne bilgisayara, ne de yardım aletlerine ihtiyacı vardır. O´nun her şeye gücü yeten sözü yeter. İncil’in İbranilere Mektup 1,3 bölümünde Jesus hakkında şunlar yazılıdır: “Güçlü sözüyle her şeyi devam ettirir.” Jesus, yaratıkları koruma eylemini bilimsel açıdan bakacak olursak, tabiat kanunları yoluyla ifade eder. Tabiat kanunlarının tümü belli bir çerçeve içinde bütün dünyada belli bir plana göre gerçekleşir. Bu dünyada mucizeye yer var mı? Tabiat kanunları, günlük yaşamda „Yargıtay“ vazifesini üslenip bir olayın bu dünyada mümkün olup olmadığına karar verirler. Yaratıklardaki karmaşık çalışma sistemleri (örneğin: beynin çalışması, embriyonun gelişmesi gibi) biz insanlar için eşsiz ve harikadır. Buna rağmen burada hiç bir tabiat kanunu etkisiz bırakılmaz. Bu olaylar beklendiği gibi oluştuğu için, ne kadar çok karmaşık ve anlaşılması güç olursa olsun, mucize sayılmazlar. Bu düşüncelerden sonra D1 açıklamasına nazaran daha belirgin bir mucize tanımlaması yapabiliriz: D2: Mucize evren ve zamanda tabiat kanunları çerçevesi dışında gerçekleşen olaylardır. Biz insanlar tabiat kanunlarını etkisiz bırakmak için hiç bir şey yapamayız. Mucizeleri yaratmak de bizim için mümkün değildir. İncil’in birçok bölümünde Tanrı ve Jesus´un mucize yarattıkları yazılıdır. Örneğin: İsrail halkının deniz suyunu yarıp Kızıl Deniz´den geçmesi (Mısır’dan Çıkış 14,16-22) Yeşu´nun günün uzalma dileğinin yerine gelmesi (Yeşu 10,12-14) Fırtınanın sakinleşmesi (Markos 4,35-41) Jesus´un suyun üstünde yürümesi (Yuhanna 6,16-21) Bir körün aniden şifa bulması (Yuhanna 9,1-7) 5000 insanın karnının doyması (Yuhanna 6,1-15) Ölü Lazar´ın diriltilmesi (Yuhanna 11,32-45) Not: Eğer insanlar ara sıra tabiat kanunları çerçevesi dışında mucizevi şeyler yapabiliyorlarsa, diğer güçlerin emriyle bunu becerirler. Ya Jesus´un elçisi olarak O´ndan bu yetkiyi almıştırlar, ya da sihirbaz ve guru olarak şeytan gücüyle yönlendirilirler. Örneğin Petrus´un suyun üstünde yürümesi (Matta 4,29), Petrus´un tapınak önünde Jesus adına bir sakata şifa getirmesi (Elçilerin İşleri 3,1-9) ve Mısırlı firavunun sihirbazının şeytan gücüyle sihirbazlık yapması (Mısırdan Çıkış 7,11-12) gibi. İncil’deki mucizeler tabiat kanunları ile açıklanabilir mi? Tanrı isterse, tabiat kanunları çerçevesi içerisinde hareket edebilir, ama genelde kanun çerçevesi dışında hareket eder. İncil’in Yakup 5,17-18 bölümünde İlyas’ın duasının yağmurun 3,5 yıl boyunca yağmasına engel olduğu ve bir duasıyla aniden yağmuru yağdırdığı anlatılır. Tanrı, İlyas’ın isteğini gerçekleştirdi. Bu olayda bir meteorolog kendi görüşüne göre tabiat kanunlarının etkisiz bırakıldığını söylemez. Aydınlanma çağında insanlar bütün İncil’i inceleyip anlatılan olayların doğal olarak açıklanabilip açıklanamadığını araştırdılar. Tabiat kanunları dışındaki mucizeler mümkün değil gerekçesiyle reddedildi ve böylece İncil’deki bildiriler de düşüncesizce yalan diye ciddiye alınmadılar. İncil’deki olaylar genelde tabiat kanunları çerçevesi içinde anlaşılamazlar. Tanrı bağımsız davranır. Kendisi tabiat kanunlarının yaratıcısıdır ve ondan ötürü tabiat kanunları etkisi dışındadır. Davranışları bir sınırlama etkisi altında değildir, çünkü İncil’in Luka 1,37 bölümünde yazılı olduğu gibi “Tanrı’nın yapamayacağı hiçbir şey yoktur.” O´nun dileği yerine gelir. Bütün varlıkların yaratılışı, İncil’in Yaratılış bölümünde açıklandığı gibi İncil’deki ilk mucizedir. Tanrı, altı gün içinde kendi fikrine ve planına göre harika bir evreni ve yeryüzündeki canlıları yarattı. Tanrı’nın Oğlu Jesus´un insan olup aramızda yaşamış olması alışılmamış bir mucize ve Tanrı’nın gizemidir. Bakire Maria Kutsal Ruh aracılığıyla hamile kaldı. Böylece Jesus dünyaya geldi ve O ayni zamanda, hem Tanrı’nın Oğlu, hem de insanoğludur. Çarmıhta ölümüyle günahlarımızın bedelini ödeyip ölümden sonra sonsuz yaşamımıza garanti verir. Jesus´un dirilişi diğer tabiat kanunları ile açıklanamayan dikkate değer bir olaydır. Biyolojik ve tıbbi yönden açıklama çabaları hedeften uzaklaştırır. Böylece Jesus´un dirilişi tabiat kanunları dışında gerçekleşen Tanrı’nın özel eylemidir ve bu böyle kalacaktır. Neden Jesus mucizeler yarattı? Jesus´un yarattığı mucizelerin O´nun bildirisi ile ayrılmaz bir bağlantısı vardır. Jesus göklerden “Tanrı’nın Oğlu” diye yazılı pasaportla bu dünyaya gelmedi, ama konuşmalarında ve eylemlerindeki yetkiyle Tanrı’nın gönderdiği insan olarak kendisini gösterdi. Yaratan, Kurtarıcı ve ebedi Kral olarak otoritesini mucizeleriyle vurguladı. Onlar Jesus´un görev ve öğretisinin tamamının unsurudur. Tüm bu açıklamalarımızdan sonra tanrısal mucizeleri daha belirgin şekilde tanımlayabiliriz ve D3 olarak şöyle özetleyebiliriz: D3: Mucizeler, Tanrı’nın veya Oğlu Jesus Christus´un hayret verici ve olağanüstü eylem ve olaylarıdır. Bunlar genellikle tabiat kanunlarının etkisi dışında kendilerini gösterirler. Şeytanın etkisiyle oluşan mucizelere nazaran Tanrı’nın mucizeleri Tanrı’yı yüceltmek içindir [örneğin yaratılış (Mezmurlar 19,2), bir körün şifa bulması (Yuhanna 9,3b)]. O´nun insanlara olan sevgisinin kanıtıdır [örneğin çölde bir kayadan su çıkar (Mısır’dan Çıkış 17,1-6) Kargalar aç İlyas’ı besler (1. Krallar 17,6)]. İnancı arttırmak içindir [örneğin Kana´daki düğünde suyun şarap olması (Yuhanna 2,11b)]. Sıkıntıdan kurtarmak içindir [örneğin fırtınanın sakinleşmesi (Markos 4,39)]. İnancın mucizesi Günümüzün en büyük mucizelerinden birisi de insanların Jesus´un çağrısına uyup ölümden sonra sonsuz yaşama kavuşmalarıdır. Burada tabiat kanunlarının etkisiz bırakılmalarına gerek yoktur, ama eski düşünce tarzının yerine yenisi geçer. İncil’in Elçilerin İşleri 16,23,24 bölümünde gardiyan örneğinde olduğu gibi Tanrı’dan uzak bir insanın Tanrı’ya dönüşü anlatılır. “Kurtulmam için ne yapmalıyım?” sorusu Pavlus ve Silas tarafından şöyle yanıtlanır: “Rab Jesus´a iman et, sen de ev halkın da kurtulursunuz.” Neden Pavlus “Tanrı’ya inan!” demiyor? Bunun üzerine gardiyan kesinlikle şu yanıtı verebilirdi: “Yunanistan´da yeterince tanrılar vardır –Zeus, Kronos, Rhea, Poseidon, Hades, Apoll, Artemis ve Hermes.” Ama Pavlus çarmıha gerilmiş ve öldükten sonra dirilmiş olan Jesus´un adını söylüyor. Sadece Jesus´a inanç kurtuluş ve ölümden sonra sonsuz yaşamı garanti eder. Gardiyanın nasıl kurtulacağı sorusuna sadece bir tek yanıt vardı. O zamanki yanıt şimdiki gibi “Jesus” idi. Gardiyan bunu çok iyi anlayıp Jesus´u özel kurtarıcısı olarak kabul etmişti. Bu adamın ne kadar zamanda bir karar vermiş olması dikkate değerdir. İlk defa gece yarısı kurtuluş haberini duymuştu. Tabii ki, Pavlus ve Silas onunla ayrıntılı bir şekilde konuştular. Bu konuşmanın birkaç saat sürdüğünü farz etsek bile, o adam kararını bir gün içinde vermişti. Sevindirici Haber´i ilk defa bugün okuyanlar için bu olay cesaret verici olabilir. Bir insanın Tanrı’ya dönmesi için önce 23 veya 168 kez vaaz dinlemesi gerekmez. Sevindirici Haber´in etkisi hemen görülür. “İnanç mucizesi” gerçekleştiği zaman tabiat kanunlarını yenmeye gerek yoktur, ama çok zor aşılması gereken sadece kendi irademizin duvarlarıdır: Sabit fikirli olmanın getirdiği duvarlar Gurur ve kendini haklı çıkarmanın getirdiği duvarlar Taş kalpliliğin getirdiği duvarlar Tanrı’ya dönenlerde inancın etkisi anlaşılamayacak ve tasavvur edilemeyecek kadar zordur. O insan yitiklikten kurtuluş yoluna ulaşıp cennetin vatandaşı olur: “Bizim vatanımız göklerdedir” (Filipiler 3,20). Görüyoruz ki, Jesus Christus´a inanmak veya Tanrı’ya dönüş bir insanın hayatında yaşadığı en önemli olaydır. Jesus Christus´la bir hayata bugün başlayın! Aşağıdaki dua ile bu kurtarıcı inancı bulup göklerdeki yerinizi rezerve edin. “Rab Jesus Christus, ben de göklerdeki krallığa ulaşmak istiyorum. Beni bütün gurur ve diğer günahlarımdan arındır. Senin Tanrı olduğuna ve insan olarak yeryüzüne geldiğine inanıyorum. Benim günahlarım için de çarmıhta öldüğüne ve sonra dirildiğine inanıyorum. Sen benim kurtarıcımsın. Sana güveniyor ve seni hayatıma kabul ediyorum. Kalbime girmeni, hayatımın efendisi olup beni hedefe yöneltmeni rica ediyorum. Âmin!” Müdür ve ProfesörDr. Mühendis Werner Gitt

Regulärer Preis: 0,00 €